<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>IUCHK &#8211; Cumhuriyetçi Hukukçular Kulübü</title>
	<atom:link href="https://cumhuriyetcihukukcular.org/author/kemal1881/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://cumhuriyetcihukukcular.org</link>
	<description>&#34;Cumhuriyet&#039;in hukuku O&#039;nun onurudur.&#34;</description>
	<lastBuildDate>Sun, 08 Oct 2023 21:57:33 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=5.6.17</generator>

<image>
	<url>https://cumhuriyetcihukukcular.org/wp-content/uploads/2020/09/cropped-CHK-Logo-1-2-32x32.jpg</url>
	<title>IUCHK &#8211; Cumhuriyetçi Hukukçular Kulübü</title>
	<link>https://cumhuriyetcihukukcular.org</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>YURTTAŞ DERGİSİ 10. SAYI</title>
		<link>https://cumhuriyetcihukukcular.org/yurttas-dergisi-10-sayi/</link>
					<comments>https://cumhuriyetcihukukcular.org/yurttas-dergisi-10-sayi/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[IUCHK]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 08 Oct 2023 21:57:27 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Blog]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://cumhuriyetcihukukcular.org/?p=1218</guid>

					<description><![CDATA[<p><a rel="nofollow" href="https://cumhuriyetcihukukcular.org/yurttas-dergisi-10-sayi/">YURTTAŞ DERGİSİ 10. SAYI</a> yazısı ilk önce <a rel="nofollow" href="https://cumhuriyetcihukukcular.org">Cumhuriyetçi Hukukçular Kulübü</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<div class="wp-block-columns">
<div class="wp-block-column" style="flex-basis:100%">
<div class="wp-block-group"><div class="wp-block-group__inner-container">
<div class="wp-block-file"><a href="https://cumhuriyetcihukukcular.org/wp-content/uploads/2023/10/YURTTAS-10-1.pdf"><br>YURTTAŞ 10</a><a href="https://cumhuriyetcihukukcular.org/wp-content/uploads/2023/10/YURTTAS-10-1.pdf" class="wp-block-file__button" download>İndir</a></div>
</div></div>
</div>
</div>
<p><a rel="nofollow" href="https://cumhuriyetcihukukcular.org/yurttas-dergisi-10-sayi/">YURTTAŞ DERGİSİ 10. SAYI</a> yazısı ilk önce <a rel="nofollow" href="https://cumhuriyetcihukukcular.org">Cumhuriyetçi Hukukçular Kulübü</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://cumhuriyetcihukukcular.org/yurttas-dergisi-10-sayi/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Kadın Cinayetlerinde Takdiri İndirim Nedenleri</title>
		<link>https://cumhuriyetcihukukcular.org/kadin-cinayetlerinde-takdiri-indirim-nedenleri/</link>
					<comments>https://cumhuriyetcihukukcular.org/kadin-cinayetlerinde-takdiri-indirim-nedenleri/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[IUCHK]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 09 Jan 2021 23:00:32 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Blog]]></category>
		<category><![CDATA[Tüm Yazılarımız]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://cumhuriyetcihukukcular.org/?p=1168</guid>

					<description><![CDATA[<p>Ayşe SAYAR Sena ŞAHİN Sadece 2020 yılının ilk dokuz ayında 379 kadın öldürüldü. Sayısı gün geçtikçe artmakta olan kadın cinayetlerinin failleri, takdiri indirim nedenleri ile cezada indirimden faydalanmaktadır. Halk arasında kibarlık karşısında verildiği düşünülmekte olan ve kravat indirimleri ya da&#8230; </p>
<p><a rel="nofollow" href="https://cumhuriyetcihukukcular.org/kadin-cinayetlerinde-takdiri-indirim-nedenleri/">Kadın Cinayetlerinde Takdiri İndirim Nedenleri</a> yazısı ilk önce <a rel="nofollow" href="https://cumhuriyetcihukukcular.org">Cumhuriyetçi Hukukçular Kulübü</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p class="has-text-align-right"><strong>Ayşe SAYAR</strong></p>



<p class="has-text-align-right"><strong>Sena ŞAHİN</strong></p>



<p class="has-drop-cap">Sadece 2020 yılının ilk dokuz ayında 379 kadın öldürüldü. Sayısı gün geçtikçe artmakta olan kadın cinayetlerinin failleri, takdiri indirim nedenleri ile cezada indirimden faydalanmaktadır. Halk arasında kibarlık karşısında verildiği düşünülmekte olan ve kravat indirimleri ya da iyi hal indirimi olarak bilinen takdiri indirimlerin verilmesinin sebebi nedir? Bu yazıda bu indirimlerin nasıl, neden uygulanmakta olduğu ve hakimin takdir yetkisi konuları üzerinde durulacaktır.</p>



<div class="wp-block-image is-style-default"><figure class="alignleft size-large is-resized"><img loading="lazy" src="https://cumhuriyetcihukukcular.org/wp-content/uploads/2021/01/EeaXcY0WsAAUom9-1.jpg" alt="" class="wp-image-1173" width="400" height="277" srcset="https://cumhuriyetcihukukcular.org/wp-content/uploads/2021/01/EeaXcY0WsAAUom9-1.jpg 1024w, https://cumhuriyetcihukukcular.org/wp-content/uploads/2021/01/EeaXcY0WsAAUom9-1-300x209.jpg 300w, https://cumhuriyetcihukukcular.org/wp-content/uploads/2021/01/EeaXcY0WsAAUom9-1-768x534.jpg 768w" sizes="(max-width: 400px) 100vw, 400px" /></figure></div>



<p>Şule Çet davasında faile iyi hal indirimi uygulandı. Ağırlaştırılmış müebbet hapis yerine müebbet hapis cezası verildi. Failin yargıç takdiriyle bu maddeden yararlanması, Şule Çet’in ailesi ve avukatları tarafından tepkiyle karşılandı.</p>



<p>Adana’da kendisini aldattığından şüphelendiği 44 yaşındaki eşini boğarak öldüren 47 yaşındaki sanık, tahrik ve iyi hal indirimleri uygulanarak 19 yıl 2 ay hapis cezasına çarptırıldı.</p>



<p>Eren Erdoğan, geçen yıl İstanbul&#8217;da boşanmak isteyen eşini, otomobil içinde vurdu. Sonra da eşinin cansız bedeniyle 2 saat otomobille dolaştı. Hakkında ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası istemi ile dava açılmıştı ancak mahkeme iyi hal indirimi uygulayarak Eren Erdoğan&#8217;a müebbet hapis cezası verdi. Maktulün annesi: &#8221;Kızım ölüm korkusundan eve gitmiyordu. Gitmedi, yine öldü. Bir kravata ve bir cekete gelecek hakkı tanıyorlar.&#8221; dedi.</p>



<p>Uygulamada kravat indirimleri veya iyi hal indirimi olarak da bilinen takdiri indirim nedenleri, 5237 sayılı TCK’nin 62. maddesinde düzenlenmiştir.</p>



<h3><strong>Takdiri İndirim Nedenleri</strong></h3>



<p><strong>MADDE&nbsp;62-</strong>&nbsp;(1) Fail yararına cezayı hafifletecek takdiri nedenlerin varlığı halinde, ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası yerine, müebbet hapis; müebbet hapis cezası yerine, yirmibeş yıl hapis cezası verilir. Diğer cezaların altıda birine kadarı indirilir.</p>



<p><em>(*) Bu fıkrada yer alan “beşte” ibaresi, 31/3/2005 tarihli ve 5328 sayılı Kanunun 2’nci maddesiyle “altıda” olarak değiştirilmiş ve metne işlenmiştir.</em></p>



<p>(2) Takdiri indirim nedeni olarak, failin geçmişi, sosyal ilişkileri, fiilden sonraki ve yargılama sürecindeki davranışları, cezanın failin geleceği üzerindeki olası etkileri gibi hususlar göz önünde bulundurulabilir. Takdiri indirim nedenleri kararda gösterilir.</p>



<p>Takdiri indirim nedenleri ise örnekseme yoluyla sayılmış, ancak bu hallerin sınırlı olmadığı tamamının sayılmasının da mümkün olmayacağı nazara alınarak benzer durumların da bu kapsamda değerlendirilebileceğini ifade açısından bu husus &#8220;gibi&#8221; şeklinde ifade edilmiştir, takdiri indirim nedenlerinin kanunda yer alan nedenlere benzeyen sınırsız sayıda nedenle uygulanabileceği kabul edilmiştir. (2)</p>



<p><em>Yargıtay 12. Ceza Dairesince 11.01.2018 gün esas:2016/4215 karar:2018/282</em></p>



<p>Kanun maddesinin gerekçesine göre, takdiri indirim nedenlerinin varlığı durumunda&nbsp;tasarıda kabul edilen indirim oranlarında kısmen değişiklik yapılmıştır.</p>



<h4><strong>Takdiri İndirim Nedenlerinin Neler Olabileceği</strong></h4>



<p>Takdiri indirim nedenlerinin neler olabileceği, sınırlı olmamak üzere ve örnekler şeklinde belirlenmiştir. Bunlar; maddenin ikinci fıkrasında failin geçmişi, sosyal ilişkileri, fiilden sonraki ve yargılama sürecindeki davranışları, cezanın failin geleceği üzerindeki olası etkileri gibi hususlar olarak belirlenmişlerdir. Bu nedenler, hükûmetin hazırlamış olduğu tasarıda temel cezanın belirlenmesinde dikkate alınabilecek hususlar arasında gösterilmişti. Ancak yapılan değişiklikle mükerrer değerlendirme yasağı dolayısıyla bu nedenlerin temel cezanın belirlenmesinde dikkate alınmaması, sadece takdiri indirim nedenleri olarak göz önünde bulundurulması gereği kabul edilmiştir. (1)</p>



<h3><strong>Yaptırımların Temel Amacı</strong></h3>



<p>Kanun koyucu, kişilerin toplumun düzenini sağlayan hukuk kurallarına uymalarını sağlamak amacıyla çeşitli yaptırımlar öngörmüştür. Yaptırımların temel amacı suç işleyen kişilerin ıslahı ve caydırılmasıdır. (11) Yasa koyucu cezalandırma yetkisini kullanırken Anayasa’nın temel ilkelerine ve ceza hukukunun ana kurallarına bağlı kalmak koşuluyla, toplumda hangi eylemlerin suç sayılıp sayılmayacağı, suç sayılacaksa hangi tür ve ölçüdeki ceza yaptırımıyla karşılanacağı, hangi durumların ve davranışların ağırlaştırıcı ya da hafifletici öğe olarak kabul edileceği konusunda ceza siyaseti; ülkenin sosyal, kültürel yapısı ve etik değerlerini de göz önünde bulundurarak takdir yetkisine sahiptir.<strong></strong></p>



<p><em>Anayasa Mahkemesince 16.07.1998 gün esas:1997/45 karar:1998/48</em></p>



<h4><strong>Serbest Takdir</strong><strong></strong></h4>



<p>5237 sayılı TCK&#8217;nin 62’nci maddesinin ikinci fıkrasında takdiri indirim nedenleri sayıldıktan sonra gibi denilmek suretiyle takdiri indirim nedenlerinin yasada sayılanlarla sınırlı olmadığı, aksine bunların örnek olarak belirtildiği açıkça vurgulanmıştır. Burada sayılan failin geçmişi, sosyal ilişkileri, fiilden sonraki ve yargılama sürecindeki davranışları, cezanın failin geleceği üzerindeki olası etkileri gibi nedenler, uygulamada hâkimi sınırlayıcı değil, yol gösterici nitelikteki gerekçelerdir.</p>



<p>Madde metninden de anlaşılacağı üzere, ceza hukukumuz cezayı azaltıcı takdiri nedenlerin bir olayda var olup olmadığını ve nelerin cezayı azaltıcı takdiri nedenler olarak kabul edilebileceği konularını yargıcın mutlak takdirine bırakmış, nelerin bu kavrama gireceğini sınırlayıcı biçimde sayıp göstermeyerek ‘serbest takdir’ sistemini benimsemiştir.</p>



<p><em>Yargıtay 8. Ceza Dairesince 20.06.2011 gün ve 5466-5182 sayı</em></p>



<p>Ancak hakimin bu konudaki takdir yetkisi sınırsız değildir. Bütün kararlarda olduğu gibi takdiri indirimin uygulanmasına veya uygulanmamasına ilişkin kararlar da gerekçeli olmalıdır. Bununla birlikte gösterilen gerekçelerin hak, adalet ve nasfet kurallarıyla dosya içeriğine uygunluğunun Yargıtay denetimine tabi olacağında da kuşku bulunmamaktadır. (3)</p>



<p>Takdir sübjektif bir değerlendirme olduğuna göre bunu davayı yöneten yargıçtan daha iyi bulup çıkaracak bir kimse olamaz. Zira suç, suçlu ve bununla ilgili her türlü delille, özellikle tanıklarla karşı karşıya olan duruşmayı yönetmekle bunlarla doğrudan doğruya temas halinde bulunan yargıcın, ilgili davada cezayı azaltıcı takdiri nedenlerin var olup olmadığının en iyi şekilde değerlendireceğinin kabulü gerektiği gibi, dosya kapsamına göre, makul olmayan veya yerinde kullanılmayan yargıcın bu husustaki takdir hakkının Yargıtay tarafından denetleneceği kuşkusuzdur. 5237 sayılı TCK’nin 62. maddesine ilişkin takdir hakkı kullanılırken, gösterilen gerekçenin makul olması, hukuk kurallarını zedelemeyecek, yasaların maksadına ve amacına aykırı düşmeyecek, vicdanları rahatsız etmeyecek bir nitelik taşıması gerekir.</p>



<p><em>Yargıtay 8. Ceza Dairesince 20.06.2011 gün ve 5466-5182 sayı</em></p>



<h4><strong>Islah Edici Adalet</strong></h4>



<p>İyi hal indiriminin kanunda yer alması, ceza adaletinde “ıslah edici adalet” sisteminin benimsendiğinin bir göstergesidir. Bu sistem failin cezalandırılarak ıslah edileceği ve akabinde topluma kazandırılacağı fikrini içermektedir. Dünyanın birçok ülkesinde failin ıslahı için kullanılan “iyi hal indirimi” fail hakları bakımından oldukça yararlı ve gereklidir. Hatta bu durum yargılama esnasında failin mahkemeye yardım etmesi sonucunu doğurmakta, böylece maddi gerçekliğe ulaşma&nbsp;kolaylaşmaktadır. (5)</p>



<p>Bu kanun hükmünün ülkemizde uygulandığı haller ise tartışma konusudur.</p>



<h4><strong>Uygulama Alanları</strong></h4>



<p>Saygınlık indirimi denilen indirim kalemi, belirtilmekte olduğu üzere en fazla 1/6 oranında uygulanabilmektedir. Bunun uygulanmasına örnek verilmesi gerekirse;</p>



<p><strong>Örnek 1 </strong>→TCK 85. maddede yer alan taksirle öldürme suçunda&nbsp;iyi hal indirimi uygulanabilmektedir. Bu suçun kanuni ceza alt sınırı iki yıl ve üst sınırı 6 yıl şeklindedir. Bu suçta başka bir indirim sebebi olmadığı takdirde mahkeme iyi halin olduğuna karar verirse önce 2 yıl ile 6 yıl arasında bir ceza hükmü verip bunun üzerinden en fazla 1/6 şeklinde bir indirim yapacaktır. Eğer oranı 1/6 oranında belirlerse 20 ay ile 5 yıl arasında bir ceza vermektedir.</p>



<p><strong>Örnek 2 </strong>→&nbsp;TCK  86. madde yer alan kasten yaralama suçunda&nbsp;iyi hal indirimi uygulanabilmektedir. Bu suçta eğer haksız tahrik söz konusu ise öncelikle haksız tahrik indirimi, ardından iyi hal indirimi yapılır. Kasten yaralamanın cezası 1 yıl ile 3 yıl arasında değişen hapis cezasıdır. Haksız tahrik indirimi 1/4 ile 3/4 oranları arasında hakimin takdiri ile belirlenir. İyi hal indirimi de 1/6 oranına kadar hakim tarafından belirlenmektedir. Somut olayda 2 yıl ceza hükmüne 1/4 haksız tahrik indirimi uygulanırsa bu ceza 18 aya düşmektedir. Bunun üzerinden de 1/6 oranında saygınlık indirimi uygulanırsa 15 aylık bir ceza hükmü söz konusu olmaktadır. (8)</p>



<p>Bu nedenle iyi hal indiriminin ne kadar etki edeceği ve yargılamada karşılaşılabilecek muhtemel hükümler somut olaydaki şartlara göre değişkenlik gösterebilmektedir.</p>



<h3><strong>Kanuni Düzenlemenin Nasıl Hayat Bulduğu</strong></h3>



<p>“İsviçre’de cezayı tamamen kaldırma yetkisi var.”</p>



<p>Av. Doç. Dr. Yılmaz Yazıcıoğlu, dünyanın her yerinde takdiri indirim sebeplerinin uygulandığını belirtti:</p>



<p>“Burada biz hakime indirim hakkı vermekteyiz, İsviçre’de hakime, 5 yıla kadar olan cezalarda gerekli görürse cezayı tamamen kaldırma yetkisi verilmektedir. Dünyanın her yerinde cezaların faillerin kişiliğine uydurabilmesi, objektiflikten sübjektifliğe geçip bireyselleştirilmesi için takdiri indirim sebepleri kabul edilmektedir. Olması da gerekmektedir.&nbsp;Mesele iyi kanun-kötü kanun değildir. Kanunlar üç aşağı beş yukarı aynıdır. İyi uygulama-kötü uygulama vardır. Türkiye’de de kırmızı-sarı-yeşil ışık vardır; Almanya’da da, İtalya’da da, ABD’de de vardır…Önemli olan sürücülerin ona ne kadar riayet ettiği, hakimlerin olaya bakışıdır.” dedi. (7) Tartışılması gereken, kanuni düzenlemenin varlığı olmamalıdır. Tartışılması gereken konu, kanuni düzenlemenin ülkemizde yargı kararlarında nasıl hayat bulduğudur.</p>



<div class="wp-block-image"><figure class="alignright size-large is-resized"><img loading="lazy" src="https://cumhuriyetcihukukcular.org/wp-content/uploads/2021/01/indir.jpeg" alt="" class="wp-image-1170" width="390" height="260" srcset="https://cumhuriyetcihukukcular.org/wp-content/uploads/2021/01/indir.jpeg 780w, https://cumhuriyetcihukukcular.org/wp-content/uploads/2021/01/indir-300x200.jpeg 300w, https://cumhuriyetcihukukcular.org/wp-content/uploads/2021/01/indir-768x512.jpeg 768w" sizes="(max-width: 390px) 100vw, 390px" /></figure></div>



<p>Ceza Hukukunda teorik altyapısı olan her müessesenin bir önemi, amacı ve fonksiyonu bulunmaktadır. Bu nedenle takdiri indirim nedenlerine tümü ile karşı olmak hatalıdır. Cezanın bireyselleştirilmesi maksadıyla kovuşturmayı yapan hakime tanınan bu yargı yetkisinin kaldırılmasını savunmak yerine toplumu ve hukuk düzenini rahatsız eden, hassasiyet gösterilen meselelerde, örneğin kadına ve çocuğa karşı işlenen şiddet içerikli suçlarda takdiri indirim nedenlerinin tatbiki istenmemekte ise, bu konuda 62. maddeye istisna koyulmalı veya 62. maddenin takdiri indirim nedenleri sadece faile değil, fiille ilgili konularda da tüm suçlar ve belirttiğimiz bu suçlar yönünden sıkılaştırılmalıdır. Bu nedenle; toplumda öfkeye yol açan olaylardan dolayı faillere takdiri indirim nedenlerinin kabul edilemeyeceği durumda TCK m.62’de değişikliğe gidilmesi zorunlu olup, şartları oluştuğu durumda TCK m.62’yi tatbik eden hakimlerin eleştirilmesi isabetli değildir. (4)</p>



<h3><strong>S</strong>onuç</h3>



<p>Hakimin takdir yetkisini kullanması, Türkiye dışında birçok ülkede de kullanılmakta olan bir uygulamadır. Somut olaylarda aslolan bilgiye ulaşabilecek en yetkili konumdaki kişi hakimdir. Hakimin tüm şartları değerlendirerek ilgili davalarda kararlarına gerekçe göstermekte olduğu unutulmamalıdır. Burada önemli olan husus; yukarıda da bahsettiğimiz üzere artmakta olan kadın cinayetlerinde hakimin, takdiri indirim nedenlerini konu alan maddeyi uygulaması çok hassas bir konu haline geldiği için bu yetkinin doğru koşullarda, doğru olaylara uygulanmasıdır.</p>



<h3><strong>Kaynakça</strong></h3>



<p>(1). Mehmet Emin Artuk, A. G. (2019),<em>Gerekçeli Ceza Kanunu,</em> Adalet Yayınevi.</p>



<p>(2). <a href="https://barandogan.av.tr/blog/ceza-hukuku/takdiri-indirim-nedenleri-tck-62.html">https://barandogan.av.tr/blog/ceza-hukuku/takdiri-indirim-nedenleri-tck-62.html</a> adresinden alındı.</p>



<p>(3). <a href="https://www.hukukmedeniyeti.org/karar/1144/takdiri-indirim-hukmunun-uygulanmasi/" target="_blank" rel="noreferrer noopener">https://www.hukukmedeniyeti.org/karar/1144/takdiri-indirim-hukmunun-uygulanmasi/</a> adresinden alındı.</p>



<p>(4). <a href="https://www.kararara.com/forum/viewtopic.php?t=35810">https://www.kararara.com/forum/viewtopic.php?t=35810</a> adresinden alındı.</p>



<p>(5).<a href="http://kadincinayetlerinidurduracagiz.net/yazilar/2470/iyi-hal-indirimi-kadin-cinayetlerini-siyasilestiriyor">http://kadincinayetlerinidurduracagiz.net/yazilar/2470/iyi-hal-indirimi-kadin-cinayetlerini-siyasilestiriyor</a> adresinden alındı.</p>



<p>(6). <a href="https://www.petrol-is.org.tr/kadindergisi/sayi51/haklarimiz.htm">https://www.petrol-is.org.tr/kadindergisi/sayi51/haklarimiz.htm</a> adresinden alındı.</p>



<p>(7). <a href="http://www.aljazeera.com.tr/haber/iyi-hal-nedir-neden-uygulanir">http://www.aljazeera.com.tr/haber/iyi-hal-nedir-neden-uygulanir</a> adresinden alındı.</p>



<p>(8). <a href="https://mihci.av.tr/iyi-hal-indirimi/#iyi-hal-indirimi-ornekleri">https://mihci.av.tr/iyi-hal-indirimi/#iyi-hal-indirimi-ornekleri</a> adresinden alındı.</p>



<p>(9). Mehtap Hamzaoğlu, Emrah Konuralp, &#8220;<em>Türk Hukuk Sisteminin &#8216;Namusla İmtihanı: Ulusal Mevzuat ve Uluslararası Düzenlemeler Açısından Namus Cinayetleri&#8221;</em>, Marmara Üniversitesi Kadın ve Toplumsal Cinsiyet Araştırmaları Dergisi, İstanbul, 2018.</p>



<p>(10). Melike Nur Kılıç, Öznur Özdoğan, &#8220;<em>Kadına Yönelik Şiddet: Sosyo-psikolojik Arka plan, Manevi Boyut, Hukuki Yaptırımlar&#8221;</em>, Ankara Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Felsefe ve Din Bilimleri Ana Bilim Dalı Yüksek Lisans Tezi, Ankara, 2009.</p>



<p>(11). Burak Albayrak, <em>Türk Ceza Hukukunda Tekerrür</em>, Ankara, 2020.</p>



<p>(12). Ceren Mermutluoğlu, <em>“Ceza Hukukunda Kadın ve Haksız Tahrik”</em>, Galatasaray Üniversitesi, Sosyal Bilimler Enstitüsü, Kamu Hukuku Anabilim Dalı, İstanbul,2017.</p>
<p><a rel="nofollow" href="https://cumhuriyetcihukukcular.org/kadin-cinayetlerinde-takdiri-indirim-nedenleri/">Kadın Cinayetlerinde Takdiri İndirim Nedenleri</a> yazısı ilk önce <a rel="nofollow" href="https://cumhuriyetcihukukcular.org">Cumhuriyetçi Hukukçular Kulübü</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://cumhuriyetcihukukcular.org/kadin-cinayetlerinde-takdiri-indirim-nedenleri/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Fakülteye Vefa &#8211; Mümtaz Soysal, İlhan Akın</title>
		<link>https://cumhuriyetcihukukcular.org/fakulteye-vefa-mumtaz-soysal-ilhan-akin/</link>
					<comments>https://cumhuriyetcihukukcular.org/fakulteye-vefa-mumtaz-soysal-ilhan-akin/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[IUCHK]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 16 Dec 2020 17:53:21 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Tüm Yazılarımız]]></category>
		<category><![CDATA[Yurttaş 9]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://cumhuriyetcihukukcular.org/?p=1156</guid>

					<description><![CDATA[<p>Ceren HATUNOĞLU Mümtaz Soysal Mümtaz Soysal, 15 Eylül 1929 tarihinde Zonguldak’da doğdu. Galatasaray Lisesi, Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi, Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi okuduktan sonra yine Ankara Üniversitesi’nde Siyaset bilimi Master’i yaptı. Siyasal Bilgiler Fakültesi’nde Anayasa Hukuku profesörü olarak uzun&#8230; </p>
<p><a rel="nofollow" href="https://cumhuriyetcihukukcular.org/fakulteye-vefa-mumtaz-soysal-ilhan-akin/">Fakülteye Vefa &#8211; Mümtaz Soysal, İlhan Akın</a> yazısı ilk önce <a rel="nofollow" href="https://cumhuriyetcihukukcular.org">Cumhuriyetçi Hukukçular Kulübü</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p class="has-text-align-right"><strong>Ceren HATUNOĞLU</strong></p>



<h2><strong>Mümtaz Soysal</strong></h2>



<p class="has-drop-cap">Mümtaz Soysal, 15 Eylül 1929 tarihinde Zonguldak’da doğdu. Galatasaray Lisesi, Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi, Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi okuduktan sonra yine Ankara Üniversitesi’nde Siyaset bilimi Master’i yaptı. Siyasal Bilgiler Fakültesi’nde Anayasa Hukuku profesörü olarak uzun yıllar ders verdi. Soysal, 1961 Anayasası’nın da imzacılarındandır.</p>



<p>Ankara Üniversitesi’nde İdare Hukuku Asistanı (1959-1963) ve Anayasa Hukuku Profesör Yardımcısı (1963-1969), Anayasa Hukuku Profesörü (1969-1991), Kurucu Meclis Üyesi (1961), Akdeniz Toplumsal Araştırma Konseyi Başkanı (1970), Siyasal Bilgiler Fakültesi Dekanı (1971), 18 Mart 1971’de de dekanken Ankara Sıkıyönetim Komutanlığı’nca gözaltına alınıp tutuklandı. 1968’den beri okuttuğu ‘’Anayasa’ya Giriş’’ ders kitabında komünizm propagandası yapmakla suçlandı, 6 yıl 8 ay ağır hapis, 2 ay 20 gün Kuşadası’nda emniyet gözetimi altında bulundurulmaya ve kamu haklarından ebediyen mahrumiyete mahkum edildi. Toplam 14. 5 ay Mamak Cezaevi’nde kaldı.</p>



<p>Uluslararası Af Örgütünün Yürütme Kurulu Üyesi (1974 – 1978), Uluslararası Af Örgütünün Uluslararası Yürütme Kurulu Başkan Yardımcısı (1976 -1978), Toplumlararası Görüşmelerde Kıbrıs Türk Tarafına Anayasa Danışmanı (1978 -1980 ve 1988 -1994), Ankara Milletvekili (Sosyal Demokrat Halkçı Parti – 1991), 1991 seçimlerinde SHP listesinden Ankara’dan kontenjan adayı oldu ve Meclis’e girdi. Murat Karayalçın döneminde Dışişleri Bakanlığı’na getirildi. Mümtaz Soysal, bakanken bile Başbakan Tansu Çiller’e karşı politik tavrını sürdürdü. Tansu-ciller ve&nbsp;Murat Karayalçın‘la ihtilafları derinleşince, bakanlıktan istifa etti. Milliyet (1974-1991) ve Hürriyet (1991) Gazetelerinde Köşe Yazarı olarak görev yaptı.</p>



<p>Anayasa değişikliği çalışmalarında özellikle&nbsp;DYP‘li&nbsp;Coşkun Kırca‘yla tartışmalarıyla yine gündemde kaldı. Seçim yasasının Anayasa Mahkemesi’ne götürülmesinde başrolü oynadı. Solun yeni kimliğini bulması için mücadele verirken CHP’den koptu, DSP saflarına geçti. DSP’den Zonguldak milletvekili seçildi.&nbsp;Bülent Ecevit’le anlaşmazlığa düşerek DSP’den ayrıldı.</p>



<p>Soysal, ayrıca Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti‘nin anayasasını da hazırlamıştı ve&nbsp;Rauf Denktaş‘ın danışmanlığını yapmıştır.</p>



<p>1978 yılında&nbsp;UNESCO‘nun İnsan Hakları Eğitimi Konusunda verdiği İlk Uluslararası Ödül, 1986 yılında Türk Kalkınma Vakfı Ödülü, 1991 yılında Dışişleri Bakanlığı “Üstün Hizmet” ödülü, 1991 yılında Officier de l’ordire national de merite (France) gibi ödüller kazandı.</p>



<p>11 Kasım 2019 tarihinde hayatını kaybeden Mümtaz Soysal’ın iki kızı, iki üvey oğlu olmak üzere 4 çocuğu vardır.</p>



<p>***</p>



<p><strong>Prof. Dr. Korkut Boratav</strong><strong></strong></p>



<p>Sevgili dostum, meslektaşım Mümtaz Soysal’ın kimliğine ışık tutan iki örnek vermekle yetineceğim. İkisiyle ilgili anılarım canlıdır. Birincisi, 12 Mart darbesinden üç ay sonra SBF Dekanı iken fakültede gözaltına alınması ve Mamak Askerî Mahkemesi’nde yargılanması ile ilgilidir. Fakülte olarak örnek bir dayanışma gösterildi. Her duruşmayı çok sayıda meslektaşı ile birlikte ben de izledim. Faşist kimliğiyle sivrilen bir askeri savcıya karşı, sevgili Mümtaz’ın dimdik, aydın, ilerici, solcu kimliğinden ödün vermeyen tutumundan topluca kıvanç ve onur duyduk. İkincisi Mümtaz’ın yıllar sonra bizzat oluşturduğu, benim de katıldığım Kamu İşletmeciliği Geliştirme Merkezi (KİGEM) ile ilgilidir. KİGEM, tümüyle onun eseriydi; bizler sadece katkı yaptık. Yıllar boyunca Türkiye’de özelleştirme soygununa karşı çıkan bu öncü örgütü etkili mücadele aracına dönüştürdü. İşçi sınıfının katılmayacağı bir direnmenin etkili olmayacağını algılamıştı; yoğun çabayla sendikaları harekete geçirdi. O sayede çok sayıda özelleştirme girişimi yargıdan döndü. Özelleştirme vurgununu önleyemedi; ama gecikmesine uzunca bir süre katkı yaptı. Mümtaz Soysal’ı sevgiyle, özlemle anıyorum.</p>



<h2><strong>İlhan Akın</strong></h2>



<p>Prof. Dr. İlhan Akın, 1927 yılında İzmir’de doğmuştur. Gazeteci Bedii Faik’in kardeşi ve nobel ödüllü Türk yazar Orhan Pamuk’un halası olan Gönül (Pamuk)Akın’ın eşidir. Akın, 1950 yılında&nbsp;<a href="http://hukukbook.com/istanbul-universitesi-hukuk-fakultesi/">İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi</a>‘nden mezun olmuş, doktorasını yapmak üzere Paris’e gitmiş;&nbsp;<a href="http://hukukbook.com/dunyanin-en-iyi-100-hukuk-fakultesi/">Paris Üniversitesi Hukuk Fakültesi</a>’nde,&nbsp;<a href="http://www.ihei.fr/">Institut des Hautes Etudes Internationales</a>&nbsp;(Uluslararası Yüksek Araştırmalar Enstitüsü)’nde doktorasını tamamlamıştır. Türkiye’ye 1954 yılında dönerek İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi’nde Devletler Umumi Hukuku ve Amme (Kamu) Hukuku kürsülerinde akademisyen olarak göreve başlamıştır.</p>



<p>Prof. Dr. İlhan Akın 1959 yılında doçent ve 1966 yılında profesör olmuş, 1972 yılında Profesörler Kurulu tarafından Dekanlığa seçilmiş, 1980 yılına kadar 3 defa aynı göreve seçilerek aralıksız biçimde bu görevi sürdürmüştür. 1986 yılında Hukuk Fakültesine yeniden dekan seçilmiş ve sekiz yıl daha dekanlık görevini yürütmüştür. İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesinde toplamda 16 yıl dekanlık yapmış, 1946 yılında girdiği Hukuk Fakültesi’ne, emekli olduğu 1994 yılına kadar öğretim üyesi ve yönetici olarak 42 yıl hizmet vermiştir.</p>



<p>Yüksek Denizcilik Okulu’nda, (YDO) 1970’li yıllarda, Denizcilik Hukuku derslerini vermiştir.</p>



<p>Prof. Dr. İlhan Akın, 1993-1995 yıllarında Yüksek Öğretim Kurulu Denetleme Kurulu üyeliği ve Cumhurbaşkanlığı kontenjanından YÖK Genel Kurul üyeliği görevlerinde bulunmuştur. Basın İlan Kurumu Yönetim Kurulu Üyeliği ve&nbsp;<a href="http://hukukbook.com/tayfun-akguner/">Tayfun Akgüner</a>&nbsp;döneminde TRT Yönetim Kurulu üyeliği görevini yürütmüştür.</p>



<p>Eski adı Türk Seyyahin Cemiyeti ve adı sonradan Türkiye Turing Kulübü(Türkiye Turing ve Otomobil Kurumu-T. T. O. K.) olan dernekte, 1975-1976 yıllarında faal olarak çalışmalarda bulunmuştur.</p>



<p>Beşiktaş Jimnastik Kulübü Divan Kurulu üyeliği ve Vedat Ardahan Vakfı Yönetim Kurulu Başkanlığı görevlerini yapmış; 1980-1984 yılları arasında Türkiye futbol Federasyonu Yönetim Kurulu üyesi olarak çalışmıştır.</p>



<p>İki çocuğu ve iki torunu bulunan Akın 26.07.2019 tarihinde vefat etmiştir.</p>



<h2><strong>KAYNAKÇA</strong></h2>



<ul><li><a href="https://www.biyografi.info/kisi/mumtaz-soysal">https://www.biyografi.info/kisi/mumtaz-soysal</a></li><li><a href="http://www.cumhuriyet.com.tr/haber/siyaset/1701370/mumtaz-soysali-yitirdik.html">http://www.cumhuriyet.com.tr/haber/siyaset/1701370/mumtaz-soysali-yitirdik.html</a></li><li><a href="https://www.istanbul.edu.tr/tr/haber/prof-dr-ilhan-akina-saygi-gunu-programi-duzenlendi-62006D005A004200790058007000300035004F006F003100">https://www.istanbul.edu.tr/tr/haber/prof-dr-ilhan-akina-saygi-gunu-programi-duzenlendi-62006D005A004200790058007000300035004F006F003100</a></li></ul>
<p><a rel="nofollow" href="https://cumhuriyetcihukukcular.org/fakulteye-vefa-mumtaz-soysal-ilhan-akin/">Fakülteye Vefa &#8211; Mümtaz Soysal, İlhan Akın</a> yazısı ilk önce <a rel="nofollow" href="https://cumhuriyetcihukukcular.org">Cumhuriyetçi Hukukçular Kulübü</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://cumhuriyetcihukukcular.org/fakulteye-vefa-mumtaz-soysal-ilhan-akin/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>9. Uluslararası Suç ve Ceza Film Festivali</title>
		<link>https://cumhuriyetcihukukcular.org/9-uluslararasi-suc-ve-ceza-film-festivali/</link>
					<comments>https://cumhuriyetcihukukcular.org/9-uluslararasi-suc-ve-ceza-film-festivali/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[IUCHK]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 02 Dec 2020 13:40:30 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Tüm Yazılarımız]]></category>
		<category><![CDATA[Yurttaş 9]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://cumhuriyetcihukukcular.org/?p=1148</guid>

					<description><![CDATA[<p>Üniversitemizin de destekleriyle bu yıl dokuzuncusuna ev sahipliği yaptığımız Uluslararası Suç ve Ceza Film Festivali'ni an itibariyle geride bırakmış bulunuyoruz. Film endüstrimiz ile cüzdanımızın savaş halinde olduğu şu dönemde uygun fiyata lezzetli saatler geçirdiğimiz, haddinden fazla eğlendiğimiz bir haftanın ardından izlemeyenlere tavsiye vermek, izleyenlerle de geriye doğru bir bakış atmak amacıyla bizim bu etkinlikte radarımıza takılan üç filme kısa bir değinmek istedik.</p>
<p><a rel="nofollow" href="https://cumhuriyetcihukukcular.org/9-uluslararasi-suc-ve-ceza-film-festivali/">9. Uluslararası Suç ve Ceza Film Festivali</a> yazısı ilk önce <a rel="nofollow" href="https://cumhuriyetcihukukcular.org">Cumhuriyetçi Hukukçular Kulübü</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p class="has-text-align-right"><strong>Eren Emre KİŞTİN</strong></p>



<p class="has-drop-cap">Üniversitemizin de destekleriyle bu yıl dokuzuncusuna ev sahipliği yaptığımız Uluslararası Suç ve Ceza Film Festivali&#8217;ni an itibariyle geride bırakmış bulunuyoruz. Film endüstrimiz ile cüzdanımızın savaş halinde olduğu şu dönemde uygun fiyata lezzetli saatler geçirdiğimiz, haddinden fazla eğlendiğimiz bir haftanın ardından izlemeyenlere tavsiye vermek, izleyenlerle de geriye doğru bir bakış atmak amacıyla bizim bu etkinlikte radarımıza takılan üç filme kısa bir değinmek istedik.</p>



<h2><strong>Hapishane Müdürü (The Warden)</strong><img loading="lazy" width="790" height="527" class="wp-image-1149" style="width: 500px;" src="https://cumhuriyetcihukukcular.org/wp-content/uploads/2020/12/the-war.jpg" alt="" srcset="https://cumhuriyetcihukukcular.org/wp-content/uploads/2020/12/the-war.jpg 790w, https://cumhuriyetcihukukcular.org/wp-content/uploads/2020/12/the-war-300x200.jpg 300w, https://cumhuriyetcihukukcular.org/wp-content/uploads/2020/12/the-war-768x512.jpg 768w" sizes="(max-width: 790px) 100vw, 790px" /></h2>



<p>Yozlaşmış bir adaletin çözümü insanların kendi adaletlerini sağlama yarışına girmeleri midir, insan kendisinin yargıcı mı olmalıdır?</p>



<p>Yönetmenliğini Nima Javidi&#8217;nin üstlendiği, İran yapımı olan bu filmimizde cevabını kitaplarda bulamayacağımız birçok felsefi ve hukuki sorun gayet standart bir biçimde irdelenmiş. Ancak filmi özel kılan nokta bu problemlerin sürekli gözümüze sokulması diyebiliriz sanırım. Filmin her sahnesinde gerçekten üzerine düşünmeniz gereken bir problem olduğunu ve bunun hayatımızın her anında karşımıza çıktığını hissediyoruz. Kaldı ki filmin kurgusal yapısı da bunu kaldırabilecek şekilde dizayn edilmiş.</p>



<p>Filmde boşaltılıp taşınan bir hapishaneden nakliyat sırasında kaçmaya kalkışan bir mahkûmu ve arkasında bıraktığı sorunları görüyoruz. Ve aslında filmin neredeyse tamamı bir hapishanenin içinde geçiyor ancak kamera açıları o kadar güzel kullanılmış ki bir saniye bile mekânın sizi boğduğunu hissetmiyorsunuz. Her şeyden önce sinematografi konusunda çok başarılı bir yapımdan söz ediyoruz çünkü. Hayranlıkla bakakalacağınız sahne tasarımları o kadar fazla ki izlerken altyazıları kaçırmanız çok olası.</p>



<p>Film her ne kadar bazı noktalarda Ortadoğu yapımı olduğunu bize hatırlatmak istercesine gereksiz duygusallaşan karakter kişilikleri ile yer yer ilgi çekicilikten uzaklaşsa da bu sahnelerde bile en azından müziğin durumu toparladığını söyleyebiliriz. Müzikler gerçekten çok iyi seçilmiş ve kullanılmış.</p>



<p>Kadroda haliyle tanıdığımız isimler yok ama oyunculuğa dair bir şeyler söylemek gerekirse çok iyi veya çok kötü olmadığını söyleyebiliriz sanırım. Hissiyatı verme konusunda başarılı ama fark yaratmayan bir ekip ve genel olarak iki ana karakter olan Hapishane Müdürü Jahed ve sosyal hizmetler görevlisi Karimi arasında geçen diyaloglardan oluşan bir senaryo var önümüzde, haliyle filmin büyük bir bölümünde bu ikiliyi görüyoruz. Ve bu karakterlerin filmin başından sonuna kadar yaşadıkları psikolojik değişimler filmde çok güzel verilmiş. Bir saniye bile sırıttığını düşünemiyorsunuz.</p>



<p>Bütün bunları göz önünde bulundurursak önümüzde amaçladığını gayet iyi başaran bir yapım var, izlemeyenlerin en azından bir göz gezdirmesi tavsiye edilir.</p>



<p class="has-text-align-right">&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;7/10</p>



<h2><strong>Kimliksiz (Erased)</strong></h2>



<h2><img loading="lazy" width="457" height="252" class="wp-image-1150" style="width: 500px;" src="https://cumhuriyetcihukukcular.org/wp-content/uploads/2020/12/kimliksiz.png" alt="" srcset="https://cumhuriyetcihukukcular.org/wp-content/uploads/2020/12/kimliksiz.png 457w, https://cumhuriyetcihukukcular.org/wp-content/uploads/2020/12/kimliksiz-300x165.png 300w" sizes="(max-width: 457px) 100vw, 457px" /></h2>



<p>Ana bir hastanede doğum yapar ancak evrak işleri sırasında bir problem çıkar ve Ana&#8217;ya bu problem giderilene kadar hastanede kalması gerektiğini söylerler. Sistemde bir arıza olduğunu düşünerek hastanede kalan ana karakterimiz sorunun aslında çok daha büyük olduğunu daha sonra öğrenir. Ana bilgisayar sisteminden silinmiştir. Ve teknik olarak &#8220;yok&#8221;tur. Çıkardığı sorunlar sebebiyle hastaneden atılır ve bebeğinden alıkonulur. Kendisi ve aynı durumdaki diğer insanların hakkını aramak, bebeğine kavuşmak için aklına gelen bütün yollara başvurur.</p>



<p>Slovenya&#8217;nın Yugoslavya Federal Cumhuriyeti&#8217;nden ayrılmasından sonra nüfusunun %26&#8217;sını oluşturan ve Eski Yugoslavya&#8217;ya bağlı olan vatandaşlarını sistemden silmesini konu alan bu yapımda bu politik gelişmenin faturasının halk tarafından nasıl ödendiğini başından sonuna görüyoruz. Gerek dönem atmosferini yansıtmaktaki başarısı gerekse oyuncuların performanslarıyla film sizi başından itibaren içine çekiyor. Ki zaten hem siyasi hem kişisel açıdan bu kadar kasvetli bir durumu bu kadar başarılı yansıtmak hem yönetmen hem de kast açısından başlı başına bir maharet.</p>



<p>Ama filmin asıl güçlü olduğu yanı senaryosu veya oyuncuları değil kesinlikle. Görsellik ve müzik. Festival filmlerinde bu iki unsura mutlaka hepimiz ekstra dikkat ediyoruzdur. Ve ortalama Hollywood filmleri ile kıyasladığımızda özellikle Avrupa yapımı festival filmlerinin bu konudaki başarısı yadsınamaz. Ancak bazı filmler vardır, sadece çekim teknikleri ve müzikleri ile bile büyüler bizi. İşte Erased kesinlikle onlardan biri. Filme önyargılı bir şekilde giden bizi bile görsel başarısı ile en başından itibaren yakaladı.</p>



<p>Öyle veya böyle, sinemada hikâyeden ziyade nasıl anlattığı ile ilgilenen bir izleyici iseniz ve hala izlemediyseniz Erased kesinlikle listenize eklemeniz gereken bir film.</p>



<p class="has-text-align-right">&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; &nbsp;7/10</p>



<h2><strong>Batmadan (Buoyancy)</strong></h2>



<h2><img loading="lazy" width="928" height="523" class="wp-image-1151" style="width: 500px;" src="https://cumhuriyetcihukukcular.org/wp-content/uploads/2020/12/buo.jpg" alt="" srcset="https://cumhuriyetcihukukcular.org/wp-content/uploads/2020/12/buo.jpg 928w, https://cumhuriyetcihukukcular.org/wp-content/uploads/2020/12/buo-300x169.jpg 300w, https://cumhuriyetcihukukcular.org/wp-content/uploads/2020/12/buo-768x433.jpg 768w" sizes="(max-width: 928px) 100vw, 928px" /></h2>



<p>Bizim izlemekten en çok keyif aldığımız, an itibariyle festivalin en iyi filmi de seçilen Buoyancy. Bu muazzam yapıt hakkında söylenecek çok fazla şey var ve sayfalara sığdırmak mümkün değil. Ama şöyle kısaca değinmeye çalışalım.</p>



<p>&nbsp;14 yaşındaki Kamboçyalı bir çocuk yeni bir hayat bulma umuduyla evden kaçar ve Taylandlı bir borsacıya satılır. Bir balıkçı teknesine köle olarak alındıktan sonra etrafındaki kölelerin teker teker öldürüldüğüne şahit olur ve hayatta kalabilmek için bazı seçimler yapmak zorunda kalır.</p>



<p>Gelelim bu konunun nasıl işlendiğine. Öncelikle filmin büyük bir bölümünün teknede geçtiğini söylememiz gerek, bu durum anlattığı hikâyenin bir gerekliliği olmakla birlikte, verilmek istenen duygularla ve filmin altında yatan realiteyle gerçekten birbirini tamamlamış vaziyette. Ve aslında bu filmi bu kadar iyi yapan şey de bu. Ki aynı zamanda zulüm gören köleleri, zor durumdaki balıkçıları bir kenara bıraksak bile filmde sürekli olarak göze çarpan bir iyi-kötü mücadelesi var. Ve yine bu mücadele o kadar başarılı işlenmiş ki gözünüzü alamıyorsunuz.</p>



<p>Oyunculuk anlamında harikalar yaratan başrolümüz ile o denli bağ kuruyoruz ki genel olarak donuk bir karakter olmasına karşın bize her sahnede farklı şeyleri sorgulatıyor bu çocuk. Kast için çok iyi bir tercih yapılmış denilebilir.</p>



<p>Görsellik açısından çok fark yaratmasa da ortalama üzeri olarak ele alabileceğimiz bir yapım var elimizde. Filmde sürekli tekrarlanan bazı kilit sahneler var ve duygu bu şekilde sağlanmaya çalışılmış. Gayet başarılı da olmuş. Bunun yanında vahşet teması bu kadar yoğun bir filmi görsel açıdan bu kadar yumuşak tutmaları ve buna rağmen izleyicileri gerektiği yerde rahatsız edebilmeyi başarabilmeleri olağanüstü. Filmde hemen hemen hiç &#8220;kan ve iğrençlik&#8221; görmüyorsunuz ama bu hissi vermeye çalışan bütün sahnelerde bu hissi iliklerinize kadar hissediyorsunuz.</p>



<p>Filmde okyanusun ortasındaki o yalnızlık hissini güçlendirmek için çok fazla müzik kullanılmıyor, kullanılan müzikler de genelde çok ılık müzikler. Yani işitsel bir şölene maruz kalmıyoruz ama bu sayede film bizde oluşturmak istediği o empati duygusunu kesinlikle oluşturuyor. Film bittikten sonra kesinlikle kendinizi yalnız hissedeceksiniz diyebiliriz.</p>



<p>Ayrıca bu film yaşattığı hissiyat ve karakterlerin iç dünyasını ve gelişimlerini vermekteki başarısı ile gerçekten bir başyapıt. Filmi başı ve sonu arasına ustaca kurulmuş bu karakter değişimi ağı filmdeki sahnelerin her birinin yadırganmasını önleyecek nitelikte. Toparlamak gerekirse biz her hukukçunun izlemesinin gerektiğini düşünüyor ve şiddetle tavsiye ediyoruz. &nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;</p>



<p class="has-text-align-right">&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; &nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;8,5/10</p>
<p><a rel="nofollow" href="https://cumhuriyetcihukukcular.org/9-uluslararasi-suc-ve-ceza-film-festivali/">9. Uluslararası Suç ve Ceza Film Festivali</a> yazısı ilk önce <a rel="nofollow" href="https://cumhuriyetcihukukcular.org">Cumhuriyetçi Hukukçular Kulübü</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://cumhuriyetcihukukcular.org/9-uluslararasi-suc-ve-ceza-film-festivali/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>&#8220;Hissetmek&#8221; &#8211;  Hayvanlar ve Hakları</title>
		<link>https://cumhuriyetcihukukcular.org/hissetmek-hayvanlar-ve-haklari/</link>
					<comments>https://cumhuriyetcihukukcular.org/hissetmek-hayvanlar-ve-haklari/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[IUCHK]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 28 Nov 2020 15:33:09 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Tüm Yazılarımız]]></category>
		<category><![CDATA[Yurttaş 9]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://cumhuriyetcihukukcular.org/?p=1141</guid>

					<description><![CDATA[<p>Gamze Nur ŞAN Neden ağladığımızı hiç düşündünüz mü? Bir duygunun neden insan vücudunda böyle bir reaksiyona neden olduğunu… Acı çeken insanın neden gözünden yaş akıyor, bilim buna nasıl cevap vermiş? Buyurun bakalım: “… Her ne kadar duygusal nedenlerden dolayı akıtılan&#8230; </p>
<p><a rel="nofollow" href="https://cumhuriyetcihukukcular.org/hissetmek-hayvanlar-ve-haklari/">&#8220;Hissetmek&#8221; &#8211;  Hayvanlar ve Hakları</a> yazısı ilk önce <a rel="nofollow" href="https://cumhuriyetcihukukcular.org">Cumhuriyetçi Hukukçular Kulübü</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p class="has-text-align-right"><strong>Gamze Nur ŞAN</strong></p>



<p class="has-drop-cap">Neden ağladığımızı hiç düşündünüz mü? Bir duygunun neden insan vücudunda böyle bir reaksiyona neden olduğunu… Acı çeken insanın neden gözünden yaş akıyor, bilim buna nasıl cevap vermiş? Buyurun bakalım:</p>



<p><em>“… Her ne kadar duygusal nedenlerden dolayı akıtılan gözyaşlarının kimyasal yapısı daha farklı olsa ve ağladıktan sonra kendimizi aciz hissetsek de ağlamamızın asıl nedeni, <strong>yardıma ihtiyacımız olduğunu göstermek</strong> ve agresif tavırlarımızdan kurtulmamızı sağlamaktır. Yapılan araştırmalara göre hiç ağlamayan insanların çevrelerine karşı daha asosyal ve agresif oldukları saptanmıştır.<br><br>Gözyaşı insan doğasının bir ürünüdür. Bu nedenle ağlamanın yararlarını sadece biyolojik nedenlerle açıklamak ya da acizlik gibi görmek yerine akan gözyaşlarının <strong>insanların birbirlerine ihtiyacı olduğunun bir göstergesi </strong>ve insan doğasının bir parçası olduğunu kabul etmek gerekiyor.”</em></p>



<p>&nbsp;Çoğu araştırmanın vardığı sonuç, biyolojik nedenleri bir yana bırakırsak, ağlamanın bir yardım mesajı olduğu yönünde. İç dünyada hissedilen problemler diğer insanlara gözyaşı şeklinde somutlaşarak ulaşıyor. Bebeklerin acıktığında, altını pislediğinde, hastalandığında ağlaması ile ebeveynlerinden yardım istemesi aynı düşünceyi destekleyen durumlar olarak karşımıza çıkıyor. &nbsp;</p>



<p>Ağlamanın acı, ruhsal veya bedensel bir ıstırap sonucunda ortaya çıkan yardım çağrısı olduğunu söyledik; peki ya yaş ilerledikçe insanların ağlama süresinin ve sıklığının azalmasının sebebi ne olabilir? Acıların azalması mı? Hiç sanmıyorum.</p>



<p>Yaş aldıkça insanlar kendi problemlerini kendi başına çözmekte ustalaşmış, çözemediği konularda ise “konuşarak” yani iletişim kurarak, daha rasyonel yollarla yardım taleplerini diğer insanlara ulaştırmıştır. İnsan olmanın kazandırdığı ayrıcalıklar, içgüdüsel tepkileri bir kenara bırakıp daha net bir şekilde iletişim kurabilmeyi sağlamıştır.</p>



<figure class="wp-block-image size-large is-resized"><img loading="lazy" src="https://cumhuriyetcihukukcular.org/wp-content/uploads/2020/11/image.png" alt="" class="wp-image-1142" width="399" height="246" srcset="https://cumhuriyetcihukukcular.org/wp-content/uploads/2020/11/image.png 317w, https://cumhuriyetcihukukcular.org/wp-content/uploads/2020/11/image-300x185.png 300w" sizes="(max-width: 399px) 100vw, 399px" /></figure>



<p>İnsanların sorunlarını, ihtiyaçlarını, yardım çağrılarını konuşarak ifade etmesinin insanlar arası iletişime kazandırdıklarının yanında, insan olmayanlarla iletişimde kaybettirdikleri çok büyük bir problem haline gelmiş durumda. Kelimelere dökülmemiş, omuzlarımızdan tutup sarsmamış sorunları göremez, hissedemez hale geldik. Şimdi bahsedeceklerim bu “körlüğün”, belki de en çok görülmeye muhtaç olan sessiz sakinleri hakkında… Hayvanlar.</p>



<p>Hayvanların çektikleri acılar, yaşadıkları sorunlar niçin görmezden geliniyor dersiniz? Pek tabii konuşamadıkları için. Kalkıp bir at; faytonu süren, sırtına kırbaçları vuran insana “Sen ne yapıyorsun? Benim de bir canlı olduğumun, hislerimin ve duygularımın olduğunun, canımın nasıl yandığının farkında değil misin?” dese, belki de çoktan özgürlüğüne kavuşurdu. Ama bahsettiğimiz yardım çığlıkları her zaman bu kadar kolay duyulamıyor. Bu nedenle insanların hayvanlarla iletişim kurabileceği birkaç yol kalıyor: “empati kurmak” ve “hissetmek”. Nasıl ki insanların gözyaşlarına kayıtsız kalamıyorsak hayvanların da yardım çağrılarına aynı hassasiyetle cevap vermek zorundayız.</p>



<p>İnsan, dünyadaki denge üzerinde müdahale ve değişiklik yaratabilme gücü sayesinde “özne” sıfatını kazanmış, etki gücü altındakilere ise “nesne” muamelesi yapmıştır. Bu nesneler arasında en çok etkilenenlerse şüphesiz hayvanlar olmuştur. Gerek yaşam alanlarına gerekse doğrudan kendilerine olan müdahaleler çoğu konuda hayvanların mağduriyetlerine yol açmıştır. Genellikle bilinçsizce ve sonuçlarını öngörmeden gerçekleştirilen bu olumsuz insan davranışlarının kontrol altına alınması ise tikel insan bilincinden üst bir bilinç sayesinde, yani devlet eliyle gerçekleştirilebilir. Devletin kontrol mekanizmasının kutsal kitabı olan “hukuk” da mağduriyetlerin ve ihtiyaçların tespit, teşhis ve çözümlerin teminini ihdas eder. Ancak hayvan hakları konusunda geldiğimiz nokta, maalesef ki, daha en baştan, sorunların tespit aşamasından eksiklerle dolu…</p>



<figure class="wp-block-image size-large is-resized"><img loading="lazy" src="https://cumhuriyetcihukukcular.org/wp-content/uploads/2020/11/image-1.png" alt="" class="wp-image-1143" width="494" height="247" srcset="https://cumhuriyetcihukukcular.org/wp-content/uploads/2020/11/image-1.png 378w, https://cumhuriyetcihukukcular.org/wp-content/uploads/2020/11/image-1-300x150.png 300w" sizes="(max-width: 494px) 100vw, 494px" /></figure>



<h3>“5199 Sayılı Hayvanları Koruma Kanunu”</h3>



<p><strong>Amaç</strong><strong></strong></p>



<p><em>MADDE 1. &#8211;&nbsp;</em><em>Bu Kanunun amacı; hayvanların rahat yaşamlarını ve hayvanlara iyi ve uygun muamele edilmesini temin etmek, hayvanların acı, ıstırap ve eziyet çekmelerine karşı en iyi şekilde korunmalarını, her türlü mağduriyetlerinin önlenmesini sağlamaktır.</em></p>



<p>Birinci maddenin neleri amaçladığını görüyoruz; mamafih fotoğraflardaki acı haberleri, yasanın yetersizliğine karşı olan isyanları da… Eksiklerle dolu, amacını sağlayacak önlemleri almayan bu yasa maalesef ki dostlarımızın mağduriyetlerini önlemeye yetmiyor.</p>



<p>5199 Sayılı Hayvanları Koruma Kanunu, Türkiye’de hayvanlara karşı bitmek bilmeyen zulme karşı alınmış hâlihazırdaki en önemli düzenleme. Ancak yetersiz kaldığı noktaları tespit edip daha iyisi için mücadele vermek en başta biz hukukçuların boynunun borcu.</p>



<p><strong><em>Sahipsiz ve güçten düşmüş hayvanların korunması</em></strong></p>



<p><strong><em>Madde 6/2:</em></strong><em> “Güçten düşmüş hayvanlar” ticarî ve gösteri amaçlı veya herhangi bir şekilde binicilik ve taşımacılık amacıyla çalıştırılamaz.</em></p>



<p>Maddede görüldüğü üzere yalnız güçten düşmüş hayvanların taşımacılık amacıyla kullanılamayacağına yönelik bir düzenleme yapılmış. Ülkemizdeki en önemli hayvan hakkı ihlallerinden biri olan fayton işletmeciliğine engel olmaya yetmeyen bu düzenleme; sağlıklı hayvanların da bu vesileyle güçten düşmesini, yaz günlerinde dinlenmelerine fırsat vermeksizin koşturup gerekli ilgi ve bakım gösterilmeden “kullanılmasını” meşru görmektedir. Çiçek Tahaoğlu’nun 18 Haziran 2018 tarihli haberinde İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nin, Adalar&#8217;da ulaşım niteliği taşıyan elektrikli araçların kullanılacağını duyurduğu bilgisi ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın şu sözleri yer alıyor:</p>



<p><em>&#8220;Biz hayvanlar için vakıf kurmuş, kuş evleri yapmış, peygamberi kedisi ölen bir çocuğa başsağlığına gitmiş bir medeniyetin çocuklarıyız. Yeni düzenlemelerle hayvanseverler, ister ev, ister sokak&#8230; Bunlar üzerindeki çalışmaları 5199 sayılı yasayı çok daha farklı bir şekilde ele alıp değerlendireceğiz. Burada bir şey önem arz ediyor.&#8221;</em></p>



<p>Faytona Binme Atlar Ölüyor İnisiyatifi’nden Elif Narin <em>“Yıllardır faytonlardaki atların maruz bırakıldığı zulmü, sömürüyü dile getiriyoruz. Özel olarak Adalar’a dönersek, orada çok daha fazla yoğun bir sömürü, ölüm var. Bu zulmü önlemek için kurumlara başvurularımız oldu, eylemlerimiz oldu, kamuoyunda bir farkındalık yarattık. Keşke bunu daha önce anlayabilselerdi, diyoruz çünkü 5 senede 1000’i geçti ölen at sayısı.” </em>yorumu ile yapılacak düzenlemenin geç kalınmışlığına değindi ve seçim dönemi verilen sözlerin daha sonra unutulmaması gerektiğine “Seçim dönemi olduğu için tüm siyasetçiler hayvan haklarına değiniyor. Tabii ‘Doğayı ve Hayvanların Yaşam Haklarını Korumayan Siyasilere Oy Yok!’ kampanyası da etkili oldu. Siyasetçiler artık hayvan haklarını savunanların küçümsenmeyecek bir kitle olduğunu gördü.” Sözleriyle dikkat çekti.</p>



<p>İdeal ömrü 20 yıl olan atların bu şartlar altında 2 senede ölüyor olması kabul edilemez bir hayvan hakkı ihlalidir. Siyasilerin mevcut düzenlemenin yetersizliğine dair yorumları ve tedbir alınacağı yönündeki vaatleri hepimize bu konuda ümit vermekte; icra edileceği günü dört gözle beklemekteyiz…</p>



<p><strong><em>Yasaklar</em></strong></p>



<p><strong><em>Madde 14-</em></strong><em> Hayvanlarla ilgili yasaklar şunlardır:</em></p>



<p><em>&nbsp;a) Hayvanlara kasıtlı olarak kötü davranmak, acımasız ve zalimce işlem yapmak, dövmek, aç ve susuz bırakmak, aşırı soğuğa ve sıcağa maruz bırakmak, bakımlarını ihmal etmek, fiziksel ve psikolojik acı çektirmek.</em></p>



<p><em>&nbsp;b) Hayvanları, gücünü aştığı açıkça görülen fiillere zorlamak.</em></p>



<p><em>&nbsp;c) Hayvan bakımı eğitimi almamış kişilerce ev ve süs hayvanı satmak.</em></p>



<p><em>&nbsp;d) Ev ve süs hayvanlarını on altı yaşından küçüklere satmak.</em></p>



<p><em>&nbsp;e) Hayvanların kesin olarak öldüğü anlaşılmadan, vücutlarına müdahalelerde bulunmak.</em></p>



<p><em>f) Kesim hayvanları ve 4915 sayılı Kanun çerçevesinde avlanmasına ve özel üretim çiftliklerinde kesim hayvanı olarak üretimine izin verilen av hayvanları ile ticarete konu yabani hayvanlar dışındaki hayvanları, et ihtiyacı amacıyla kesip ya da öldürüp piyasaya sürmek.</em></p>



<p><em>&nbsp;g) Kesim için yetiştirilmiş hayvanlar dışındaki hayvanları ödül, ikramiye ya da prim olarak dağıtmak.</em></p>



<p><em>&nbsp;h) Tıbbî gerekçeler hariç hayvanlara ya da onların ana karnındaki yavrularına veya havyar üretimi hariç yumurtalarına zarar verebilecek sunî müdahaleler yapmak, yabancı maddeler vermek.</em></p>



<p><em>&nbsp;ı) Hayvanları hasta, gebelik süresinin 2/3’ünü tamamlamış gebe ve yeni ana iken çalıştırmak, uygun olmayan koşullarda barındırmak.</em></p>



<p><em>&nbsp;j) Hayvanlarla cinsel ilişkide bulunmak, işkence yapmak.</em></p>



<p>&nbsp;<em>k)</em> <em>Sağlık nedenleri ile gerekli olmadıkça bir hayvana zor kullanarak yem yedirmek, acı, ıstırap ya da zarar veren yiyecekler ile alkollü içki, sigara, uyuşturucu ve bunun gibi bağımlılık yapan yiyecek veya içecekler vermek.</em></p>



<p><em>&nbsp;l) Pitbull Terrier, Japanese Tosa gibi tehlike arz eden hayvanları üretmek; sahiplendirilmesini, ülkemize girişini, satışını ve reklamını yapmak; takas etmek, sergilemek ve hediye etmek.</em></p>



<p>Kanunda belirtilen yasaklar, 12 bent halinde sayılmış durumda. Hepsi korkunç ancak bir o kadar da sık çiğnenen yasaklar. Özellikle de ilk iki bentte sayılan psikolojik ve fiziksel acı veren fiiller… Peki ya bu fiillerin yaptırımı nedir dersiniz?</p>



<p><strong><em>İdarî para cezaları</em></strong></p>



<p><strong><em>Madde 28- (Değişik: 23/1/2008 – 5728/553 md.)</em></strong></p>



<p><em>k) 14 üncü maddenin (a), (b), (c), (d), (e), (g), (h), (ı), (j) ve (k) bentlerine aykırı davrananlara üçyüz Türk Lirası; (f) ve (l) bentlerine aykırı davrananlara hayvan başına üçbin Türk Lirası idarî para cezası verilir. Kesilmiş ve canlı hayvanlara elkonulur.</em></p>



<p>Bu vahşi fiillerin cezası yalnızca 300 lira. Hal böyle olunca konunun ciddiyetini ve hayvanların da hak sahibi olduklarının bilincini kavrayamayan insanları suçtan uzak tutacak bir önlemin, yaptırımın yokluğu ile karşılaşıyoruz. Hayvanların eşya statüsünde kalması ancak aynı zamanda onların canlı (hissedebilen, acı çeken, yaşama hakkı olan) olması çatışmasının hukuk düzeninde yarattığı problemin, kavram karmaşası yaratmamak uğruna hayvanların mağduriyetine göz yumma yolunu seçerek çözülmeye çalışılması kesinlikle kabul edilemez bir yoldur.</p>



<p>Alternatif çözümleri inceleyebilmek adına, diğer ülkelerdeki düzenlemelere de göz atmak gerekir.</p>



<h2><strong>İngiltere</strong></h2>



<p><em>“Hayvan hakları konusunda İngiltere’nin oldukça detaylı ve 14’ü aşkın kanun ve yasal düzenlemesi bulunuyor. Evcil hayvanların korunmasından, hayvanat bahçesi işletmelerinin düzenlenmesine kadar hemen her konuda detaylı kanunlar yer alıyor. Hayvanlar “hissedebilen varlıklar” olarak kabul ediliyor. Hayvanlara eziyet, işkence, hayvan dövüşleri gibi durumlarda 20,000 pounda kadar para cezası ve 6 ay hapis cezası verilebiliyor.”</em></p>



<p><em>“İşkence ve benzeri türlü durumlar için de ağır para cezaları, bizi tatmin etmese bile 6 aydan 1 yıla kadar hapis cezaları mevcut. Bu kanunların var olmasının sebebi ise hayvanların &#8220;hissedebilen varlıklar&#8221; olarak kabul edilmesi.”</em></p>



<p>İngiltere, 108 ülkenin ulusal mevzuatı esas alınarak belirlenen Hayvanları Koruma Derecesi’nde en iyi not, yani “A” almış iken, Türkiye bu sıralamanın oldukça altlarında “E” almış durumda. A alan diğer ülkeler ise Avusturya ve İsviçre.</p>



<h2><strong>İsviçre</strong></h2>



<p><em>“İngiltere gibi İsviçre’de de hayvanlar hissedebilen varlıklar olarak kabul ediliyor. Hayvanları Koruma Kanunu’na göre hayvanlara kötü davranan, çok çalıştıran ve göz ardı eden sahipleri hakkında suçun büyüklüğüne göre para cezası veya 3 yıla kadar hapis cezası verilebiliyor.”</em></p>



<p>İki ülke için yapılan açıklamada da dikkati çeken nokta hayvanların “hissedebilen varlıklar” olarak nitelendirilerek eşyanın üzerinde bir statü tanınmış olması. Burada mevzuatlardan alıntılar yaparak bilgi kalabalığı oluşturmayacağım; ancak verilen değere orantılı olarak yaptırımların da ciddileştiğini ve hayvanlara karşı yapılacak herhangi bir hak ihlalinin cezasız kalmadığını söylemek hiç de zor olmayacak.</p>



<h2><strong>Avusturya</strong></h2>



<p><em>“2004 yılında kabul edilen kanuna göre, hayvanlar insanların bakma sorumluluğunda olduğu insana eş varlıklar olarak kabul ediyor. Bu kanun hayvanlarla insanlar arasında bir eşitlik ifade etmesi nedeniyle önemli. Hayvanlara ağır korku dâhil acı hissettirmek yasaklanmış. Hayvanların sosyal bağ kurma ihtiyacını dahi içeren kanunun ihlali durumlarında, ihlalin büyüklüğüne bağlı olarak para cezası veya 1 yıla kadar hapis cezası verilebiliyor.”</em></p>



<p>İlginç bir kanuni düzenleme ise Avusturya’dan. Hayvanların insanlarla eş statüde kabul edilerek hak sahibi olmalarıyla bu durum dünya üzerindeki hayvan hakları düzenlemeleri arasında bir devrim niteliği taşıyor. İngiltere ve İsviçre gibi Avusturya da hapis cezasını kabul etmiş durumda.</p>



<p>Hayvan haklarında en iyi düzenlemelere ve koşullara sahip bu üç ülkeyi değerlendirdikten sonra her Avrupa seyahatinden dönen insanın hayretle dile getirdiği bir durumdan da bahsetmek gerekir:</p>



<p>“Avrupa’da sokaklarda hiç hayvan yok!”</p>



<p>Evet, çoğu gelişmiş ülkede hayvanlar sokaklarda serbest bırakılmıyor. Üremeleri, beslenmeleri, barınmaları kontrol altına alınmış durumda. Bunu ise barınaklar aracılığıyla sağlıyorlar. Devlet destekli barınaklar olmakla birlikte çoğunlukla dernek ve vakıfların mali kaynak sağladığı bu barınaklarda hayvanlar, sokağa kıyasla çok daha iyi koşullar altında yaşamlarını sürdürüyorlar. Hayvan sahiplenmek isteyenler, bu barınaklara gelerek evcil hayvan bakabilme yeterliliği taşıdıklarını gösteren belgelerle hayvan sahiplenebiliyorlar. Bu sayede mağduriyet yaşayan hayvan sayısını minimuma indirmiş oluyorlar.</p>



<p>Ülkemizdeki hayvan barınakları çoğunlukla belediyeler tarafından kurulup desteklenmekte, ancak yeterli imkân ve bakımın sağlanamaması nedeniyle hayvanlar için pek de sağlıklı bir ortam sağlayamamakta…</p>



<p><em>“Kapılarına kilit vurup 10 günlük bayram tatiline çıkan Tokat ve Yalova Belediyesi hayvan barınaklarının çalışanları, aç ve susuz bıraktıkları çok sayıda hayvanın ölümüne neden oldu. Daha 1 hafta önce Kastamonu Tosya&#8217;dan gelen benzer görüntülere rağmen, hiçbir önlem alınmadan hayvanların açlığa terk edilmesine tepki gösteren Hayvanların Yaşam Hakları Konfederasyonu, &#8220;Hesabını kim verecek?&#8217; diye sordu.”</em></p>



<figure class="wp-block-image size-large"><img loading="lazy" width="414" height="268" src="https://cumhuriyetcihukukcular.org/wp-content/uploads/2020/11/image-2.png" alt="" class="wp-image-1144" srcset="https://cumhuriyetcihukukcular.org/wp-content/uploads/2020/11/image-2.png 414w, https://cumhuriyetcihukukcular.org/wp-content/uploads/2020/11/image-2-300x194.png 300w" sizes="(max-width: 414px) 100vw, 414px" /></figure>



<h2><strong>Nihayetinde</strong></h2>



<p class="has-drop-cap">Bütün düzenlemelerin hedeflenen amaca varabilmesinin şartının; düzenlemelerin niçin yapıldığının bilincinin oluşması, korunan hukuki değerin toplumca benimsenmesi olduğu kanısındayım. Hayvan sevgisini aşılamadan, onların acısını hissetmeden ve hissettirmeden alınan tedbirlerin ve yaptırımların kâğıt üzerinde kalması ile sessiz canlarımızın sessizlikleri içinde mağdur olmaya devam edecekleri endişesini taşıyorum. Ancak bununla birlikte; tüm canlıların yaratılan müthiş dengede barış içinde yaşayacakları, doğaya saygı ve sevginin gün be gün artacağı, varlığımız dışındaki her hareketi duyumsayarak, hissederek koruyacağımız ümidine de sıkı sıkı sarılıyorum.</p>



<p>&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; Sadece insanlığın nereden geldiğini hatırlamaya ihtiyacı var.</p>



<p>&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; Sevgiyle kalın!</p>



<h2><strong>Kaynakça</strong></h2>



<ul><li>CNNTürk.com &nbsp;(erişim tarihi 29.11.19) &#8211; <a href="https://www.cnnturk.com/turkiye/katliam-var-bu-hayvanlar-bu-barinaklara-saglam-geldiler-orada-can-verdiler?page=1">https://www.cnnturk.com/turkiye/katliam-var-bu-hayvanlar-bu-barinaklara-saglam-geldiler-orada-can-verdiler?page=1</a><strong><u></u></strong></li><li>Doğruluk Payı sitesi, Türkiye ve Dünyada Hayvan Hakları, (erişim tarihi 29.11.19) <a href="https://www.dogrulukpayi.com/bulten/turkiye-ve-dunyada-hayvan-haklari">https://www.dogrulukpayi.com/bulten/turkiye-ve-dunyada-hayvan-haklari</a></li><li>Onedio, Dilara Polat, 20 Haziran 2018 tarihli yazısı, &nbsp;(erişim tarihi 29.11.19) <a href="https://onedio.com/haber/hayvan-haklari-konusundaki-durumumuz-ortada-peki-diger-dunya-ulkeleri-ne-alemde-828013">https://onedio.com/haber/hayvan-haklari-konusundaki-durumumuz-ortada-peki-diger-dunya-ulkeleri-ne-alemde-828013</a></li><li>Bağımsız İletişim Ağı Haber Merkezi, Çiçek Tahaoğlu, 18 Haziran 2018, Pazartesi 17:35 tarihli haberi, (erişim tarihi 29.11.19) &nbsp;&nbsp;<a href="http://bianet.org/bianet/hayvan-haklari/198266-ibb-faytonlarin-kalkacagini-acikladi-hayvan-haklari-savunuculari-yorumladi">http://bianet.org/bianet/hayvan-haklari/198266-ibb-faytonlarin-kalkacagini-acikladi-hayvan-haklari-savunuculari-yorumladi</a></li><li>Bundle Haber, “İnsan Neden Ağlar?” , (erişim tarihi 29.11.19) <a href="http://www.bundlehaber.com/detay/a6f1091a-2fcf-4679-b3cf-56672cac06b6">http://www.bundlehaber.com/detay/a6f1091a-2fcf-4679-b3cf-56672cac06b6</a></li><li>www.tbmm.gov.tr</li><li><a href="http://www.mevzuat.gov.tr">www.mevzuat.gov.tr</a></li></ul>
<p><a rel="nofollow" href="https://cumhuriyetcihukukcular.org/hissetmek-hayvanlar-ve-haklari/">&#8220;Hissetmek&#8221; &#8211;  Hayvanlar ve Hakları</a> yazısı ilk önce <a rel="nofollow" href="https://cumhuriyetcihukukcular.org">Cumhuriyetçi Hukukçular Kulübü</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://cumhuriyetcihukukcular.org/hissetmek-hayvanlar-ve-haklari/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Türkiye Cumhuriyeti&#8217;nin 1971-1983 Arası Siyasi Tarihi</title>
		<link>https://cumhuriyetcihukukcular.org/turkiye-cumhuriyetinin-1971-1983-arasi-siyasi-tarihi/</link>
					<comments>https://cumhuriyetcihukukcular.org/turkiye-cumhuriyetinin-1971-1983-arasi-siyasi-tarihi/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[IUCHK]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 21 Nov 2020 14:08:53 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Tüm Yazılarımız]]></category>
		<category><![CDATA[Yurttaş 9]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://cumhuriyetcihukukcular.org/?p=1129</guid>

					<description><![CDATA[<p>Normalde 12 Eylül 1980 Darbesi tek başına bir yazı konusu hatta kitap konusu olacak genişlikte bir olaydır. Ancak; biz bu yazımızda 1980 Darbesine temel düzeyde değineceğiz.</p>
<p><a rel="nofollow" href="https://cumhuriyetcihukukcular.org/turkiye-cumhuriyetinin-1971-1983-arasi-siyasi-tarihi/">Türkiye Cumhuriyeti&#8217;nin 1971-1983 Arası Siyasi Tarihi</a> yazısı ilk önce <a rel="nofollow" href="https://cumhuriyetcihukukcular.org">Cumhuriyetçi Hukukçular Kulübü</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p class="has-text-align-right"><strong>Sinan İÇİN</strong></p>



<h2>12 MART MUHTIRASI</h2>



<p class="has-drop-cap">12 Mart Muhtırası, 12 Mart 1971 tarihinde Türk Silahlı Kuvvetleri&#8217;nin Genelkurmay Başkanı Memduh Tağmaç, Kara Kuvvetleri Komutanı Faruk Gürler, Deniz Kuvvetleri Komutanı Celal Eyiceoğlu ve Hava Kuvvetleri Komutanı Muhsin Batur&#8217;un imzasıyla Cumhurbaşkanı Cevdet Sunay&#8217;a bir muhtıra vererek hükûmetin istifaya zorlandığı askeri müdahaledir.</p>



<p>12 Mart Muhtırasını kısaca açıkladıktan sonra bizi 12 Mart sürecine götürecek olayları incelememiz faydalı olacaktır. Türk Silahlı Kuvvetleri içerisinde 12 Mart Muhtırası verilmemiş olsaydı, 12 Mart’tan 3 gün önce 9 Mart 1971’de TSK içinde kurulmuş olan ve başında Emekli Korgeneral Cemal Madanoğlu&#8217;nun bulunduğu gizli askeri cunta fiilen darbe yapacaktı. Cunta içine sızmış ve önemli görevler üstlenmiş olan Mahir Kaynak vasıtası ile darbe önceden haber alınmış ve darbeye adı karışan ve Orgeneral rütbesinden daha kıdemsiz olanlar re‘sen emekliye sevk edilmişlerdir. Bu sayede 9 Mart 1971’deki darbe teşebbüsü önlenmiştir. Bu darbe teşebbüsü aynı zamanda Milli Demokratik Devrimi olarak da isimlendirilmiştir.</p>



<p>12 Mart Muhtırası&#8217;nı veren Orgeneral Memduh Tağmaç, Orgeneral rütbesindekiler hariç bu 9 Mart 1971 Millî Demokratik Devrimine adı karışan başta Tümgeneral Celil Gürkan olmak üzere tüm subayları re&#8217;sen emekliye sevk etti. 1. Ordu Komutanı Faik Türün de bu darbeye adı karışan tüm Devrim yazarlarını Ziverbey Köşkünde Millî İstihbarat Teşkilatı vasıtasıyla sorguya çekti. Bu sorgularda Kara Kuvvetleri Komutanı Faruk Gürler ve Hava Kuvvetleri Komutanı Muhsin Batur&#8217;un da 9 Mart darbesine önce destek verdikleri, fakat sonra istihbarat bilgileri Genelkurmay Başkanı Memduh Tağmaç&#8217;a ulaşınca desteklerini geri çektikleri ortaya çıktı.</p>



<p>En nihayetinde darbe, 1971 yılında 12 Mart günü saat 13.00’da TRT radyolarından okunan aşağıdaki muhtıra ile ilan edilmiştir:</p>



<p>&#8220;Parlamento ve hükümet, süregelen tutum, görüş ve icraatıyla yurdumuzu anarşi, kardeş kavgası, sosyal ve ekonomik huzursuzluklar içine sokmuş, Atatürk&#8217;ün bize hedef verdiği çağdaş uygarlık seviyesine ulaşmak ümidini kamuoyunda yitirmiş ve anayasasının öngördüğü reformları tahakkuk ettirememiş olup, Türkiye Cumhuriyeti&#8217;nin geleceği ağır bir tehlike içine düşürülmüştür.&#8221;&#8216;</p>



<p>Genelkurmay Başkanı Orgeneral Memduh Tağmaç, Kara Kuvvetleri Komutanı Orgeneral Faruk Gürler, Hava Kuvvetleri Komutanı Orgeneral Muhsin Batur ve Deniz Kuvvetleri Komutanı Oramiral Celal Eyiceoğlu&#8217;nun imzasını taşıyan muhtıra 12 Mart Muhtırası şu maddelerden oluştu:</p>



<p>Meclis ve hükümet; süregelen tutum, görüş ve icraatlarıyla yurdumuzu anarşi, kardeş kavgası, sosyal ve ekonomik huzursuzluklar içine sokmuş, Atatürk&#8217;ün bize hedef verdiği uygarlık seviyesine ulaşmak ümidini kamuoyunda yitirmiş ve anayasanın öngördüğü reformları tahakkuk ettirememiş olup, Türkiye Cumhuriyeti&#8217;nin geleceği ağır bir tehlike içine düşürülmüştür.</p>



<p>Türk milletinin ve sinesinden çıkan Silahlı Kuvvetleri&#8217;nin bu vahim ortam hakkında duyduğu üzüntü ve ümitsizliğini giderecek çarelerin partiler üstü bir anlayışla meclislerimizce değerlendirilerek mevcut anarşik durumu giderecek anayasanın öngördüğü reformları Atatürkçü bir görüşle ele alacak ve inkılap kanunlarını uygulayacak kuvvetli ve inandırıcı bir hükümetin demokratik kurallar içinde teşkili zaruri görülmektedir.</p>



<p>Bu husus süratle tahakkuk ettirilemediği takdirde, Türk Silahlı Kuvvetleri kanunların kendisine vermiş olduğu Türkiye Cumhuriyeti&#8217;ni korumak ve kollamak görevini yerine getirerek, idareyi doğrudan doğruya üzerine almaya kararlıdır. Bilgilerinize…</p>



<p>Bu darbede alışılmışın dışında olarak TBMM feshedilmedi, Siyasi Partiler kapatılmadı, Anayasa askıya alınmadı fakat değişen durumlar elbette ki oldu. Askerler öncelikle tarafsız bir hükumet kurulmasını istedi. Tarafsız hükûmet TBMM’den güvenoyu aldığı takdirde onlar için sorun kalmayacaktı. Bu durum üzerine tarafsız bir başbakan aranmaya başlandı. En son CHP Kocaeli Milletvekili Nihat Erim üzerinde anlaşıldı. Nihat Erim, 26 Mart günü CHP&#8217;den istifa etti. Böylece artık bağımsız başbakan olan Erim &#8220;partiler üstü reform Hükümeti’ni kurdu.</p>



<p>Birinci Erim hükümeti 3 Aralık&#8217;ta görevden ayrıldığında enflasyon felaket bir durumdaydı. İşbaşına geldiklerinde yüzde 11&#8217;de seyreden enflasyon oranı dokuz ay içinde yüzde 23,3’e fırladı. Ardından II. Erim hükümeti kuruldu ve iktidarda altı ay kaldı. İstifa ettiğinde ekonomik tablo altüst olmuştu. 70&#8217;li yıllara damgasını vuran bütün diğer Teknokrat hükümetler gibi başarısız olmuştur.</p>



<h2>1973 GENEL SEÇİMLERİ</h2>



<p>Belli bir süre sonra 1973 Genel Seçimleri yapıldı. 1973 Seçimlerinde Bülent Ecevit liderliğindeki Cumhuriyet Halk Partisi birinci parti oldu. Yüzde 33,3 oy alıp 185 milletvekili çıkaran CHP’yi, yüzde 29,82 oy alıp 149 milletvekili çıkaran Adalet Partisi takip etti. Ancak bu seçimlerde hiçbir parti tek başına hükümeti kuracak çoğunluk elde edemediği için koalisyonlar dönemi başlayacaktı.</p>



<p>Bülent Ecevit, 26 Ocak 1974 tarihinde Millî Selamet Partisi (MSP) ile kurduğu koalisyon hükûmetinde ilk defa başbakanlık görevini aldı. Bu hükümetin en önemli uygulamalarından biri ABD baskısıyla yasaklanan haşhaş ekiminin serbest bırakılmasıydı</p>



<p class="has-text-align-center">.<img loading="lazy" width="900" height="644" class="wp-image-1130" style="width: 300px;" src="https://cumhuriyetcihukukcular.org/wp-content/uploads/2020/11/WhatsApp-Image-2020-11-21-at-16.58.27.jpeg" alt="" srcset="https://cumhuriyetcihukukcular.org/wp-content/uploads/2020/11/WhatsApp-Image-2020-11-21-at-16.58.27.jpeg 900w, https://cumhuriyetcihukukcular.org/wp-content/uploads/2020/11/WhatsApp-Image-2020-11-21-at-16.58.27-300x215.jpeg 300w, https://cumhuriyetcihukukcular.org/wp-content/uploads/2020/11/WhatsApp-Image-2020-11-21-at-16.58.27-768x550.jpeg 768w" sizes="(max-width: 900px) 100vw, 900px" /></p>



<h2>KIBRIS BARIŞ HAREKÂTI</h2>



<p class="has-drop-cap">O dönemde yaklaşık 100 yıldır Kıbrıs Adası’nda Türkler ve Rumlar arasında olaylar devam ediyordu. Kıbrıs Türklerine yönelik baskı ve şiddetin devam etmesi, 15 Temmuz 1974’de Kıbrıs’ta darbe yapıldığı haberinin Türk Dışişleri tarafından öğrenilmesi sonucunda Türk Hükümeti, durumun ciddi olduğunu, adaya müdahalenin gerekli olduğu kanaatine vardı. Adaya garantör olarak müdahale etme hakkını kullanmayı düşünen Türkiye Cumhuriyeti diğer bir garantör devlet olan İngiltere&#8217;nin yetkilileriyle görüşerek birlikte hareket etmek üzere girişimde bulundu. İngiltere, bu görüşmelerde konuya Türkiye gibi yaklaşmadı. Bu sırada Türkiye&#8217;de Başbakan Yardımcısı Necmettin Erbakan ve Maliye Bakanı Deniz Baykal, muhalefet partilerinin başkanlarıyla bir toplantı yaptı. Toplantının sonunda tüm muhalefet parti başkanlarının hükümetin kararlığını gördüğü ve destek verdiği görülmüştür.</p>



<p>Türk heyeti, 18 Temmuz 1974 akşamı saat 20.30&#8217;da Londra&#8217;dan Ankara&#8217;ya hareket etti; Başbakan Ecevit, 19 Temmuz&#8217;da 02.00’da Ankara&#8217;ya varınca Genelkurmay’da komutanlar ile bir toplantı yaptı. İngiltere&#8217;deki görüşmelerin aktarıldığı ve hazırlıkların gözden geçirildiği bu toplantıda başbakan harekâtın amacı ve adının &#8220;Barış Harekâtı&#8221; olduğunu belirtti. Genelkurmaydaki toplantının ardından Bakanlar Kurulu toplanıp oy birliği ile Kıbrıs&#8217;a müdahale kararı aldı. Bakanlar Kurulu&#8217;nun yazılı kararı, 19 Temmuz 1974 sabahı Genelkurmay Başkanlığı&#8217;na ulaştırıldı. Daha sonra TSK Kıbrıs Adasına müdahale etti.</p>



<p>Türk Silahlı Kuvvetleri&#8217;nin bu müdahalesinin sonucunda Yunanistan&#8217;daki cunta idaresi ve Kıbrıs Cumhuriyeti&#8217;ndeki Nikos Sampson Hükûmeti görevini bıraktı. Yunanistan&#8217;da da askerî hükümet idareyi sivillere devretme kararı aldı ve yedi yıldır Fransa’da sürgünde bulunan Konstantin Karamanlis&#8217;i hükümeti kurması için Yunanistan&#8217;a çağrıldı. Konstantin Karamanlis&#8217;in 24 Temmuz 1974&#8217;te hükümeti kurması ile Yunanistan&#8217;da 1967&#8217;den beri devam eden askeri rejim son buldu.</p>



<p>Kıbrıs Barış Harekâtı, her ne kadar birçok ülke ve uluslararası örgüt tarafından eleştirilse de Yunan Temyiz Mahkemesi’nin verdiği 21 Mart 1979 günü 2558/79 sayılı karar da harekâttaki haklılığımızı kanıtlar niteliktedir.&nbsp; <em>Zürih ve Londra antlaşmalarına göre Kıbrıs&#8217;a yapılan Türk askeri müdahalesi yasaldır. Türkiye, yükümlülüklerini yerine getirme hakkı olan garantör devletlerden biridir. Esas suçlular darbeyi hazırlayan ve icra eden ve bu suretle de bu müdahalenin koşullarını hazırlayan Yunan subaylarıdır.</em></p>



<p>Yukarıda, Kıbrıs Barış Harekâtını kısaca anlatmaya çalıştık. Harekâtın ülkemiz açısından artıları olmakla birlikte bazı olumsuz sonuçları da olmuştur. Olumsuz sonuçların en başında ABD’nin silah ambargosu gelmektedir. ABD’nin ülkemize uyguladığı silah ambargosu Ekonominin işleyişi için gerekli dış yardım ve kredilerin kesilmesini de beraberinde getirdi. Ardından patlak veren petrol krizinin de etkisiyle Türkiye, Cumhuriyet döneminin en ağır ekonomik bunalımlarından birine girdi.</p>



<p>Kıbrıs Barış Harekâtı sonrasında, tarihi bir dindar- laik uzlaşısı olarak görülen CHP-MSP Hükümeti içerisinde ciddi görüş ayrılıkları oluştu. 10 Ay süren koalisyon hükümeti, en nihayetinde 18 Eylül 1974’te Ecevit’in istifasıyla sona erdi. Bülent Ecevit, bu istifa ile erken seçime gitmeyi de amaçlamaktaydı. Ancak bu istifa genel seçimi getirmedi. 200 günü aşkın süre yeni hükümet kurulamadı. Bu dönemde yaklaşık 5 ay süre güvenoyu alamamasına rağmen, partilerüstü Sadi Irmak Hükümeti görevde kaldı. Bu dönem sonrasında Süleyman Demirel Başbakanlığında Adalet Partisi, Milli Selamet Partisi, Milliyetçi Hareket Partisi, Cumhuriyetçi Güven Partisi’nden oluşan koalisyon hükümeti kuruldu. Bu hükümet 1. Milliyetçi Cephe Hükümeti olarak da anıldı. Milliyetçi Cephe Hükümeti Döneminde, Üniversite içerisindeki öğrenci çatışmaları artış gösterdi. Bu artışta Hükümetin bu olaylarda tarafsızlığını koruyamaması da etkili oldu.</p>



<p class="has-text-align-center"><img loading="lazy" width="370" height="181" class="wp-image-1131" style="width: 400px;" src="https://cumhuriyetcihukukcular.org/wp-content/uploads/2020/11/WhatsApp-Image-2020-11-21-at-16.58.27-1.jpeg" alt="" srcset="https://cumhuriyetcihukukcular.org/wp-content/uploads/2020/11/WhatsApp-Image-2020-11-21-at-16.58.27-1.jpeg 370w, https://cumhuriyetcihukukcular.org/wp-content/uploads/2020/11/WhatsApp-Image-2020-11-21-at-16.58.27-1-300x147.jpeg 300w" sizes="(max-width: 370px) 100vw, 370px" /></p>



<h2>1977 GENEL SEÇİMLERİ</h2>



<p class="has-drop-cap">1977 Seçimlerine giderken seçim kampanyası oldukça gergin geçti. Bu dönemde terör eylemleri sürdü. Bülent Ecevit ve seçim konvoyuna 26 Nisan&#8217;da Tokat&#8217;ın Niksar ilçesinde, 27 Nisan&#8217;da da Gümüşhane&#8217;nin Şiran ilçesinde saldırılar düzenlendi. Ecevit, 29 Mayıs 1977 günü seçim gezisi için bulunduğu İzmir Çiğli Havaalanı&#8217;nda suikasta uğradı. Bülent-Rahşan Ecevit çiftinin zarar görmeden atlattığı suikast girişiminde, CHP İzmir İl Başkanı Mehmet İsvan ağır yaralandı. Ecevit&#8217;in 3 Haziran 1977&#8217;de Taksim Meydanı&#8217;nda düzenleyeceği miting öncesinde Başbakan Demirel kendisini uyararak miting sırasında suikast yapılacağını bildirdi. Ecevit&#8217;in miting günü Taksim’de olacağını ve hiç kimsenin mitinge gelmemesini söylemesine rağmen 3 Haziran günü yapılan miting CHP tarihinin en geniş katılımlı ve en coşkulu mitinglerinden biri oldu.</p>



<p>Tüm bu olaylar sonrasında seçime gidildi. Seçim sonuçlarına göre CHP %41,4 ile 213 milletvekili, AP %36,9 ile 189 milletvekili çıkardı. Geriye kalan 48 sandalye ise diğer partiler ve bağımsızlar tarafından kazanıldı. Bu sonuçlar CHP açısından buruk bir zafer olarak nitelendirilmiştir. CHP her ne kadar birinci parti olarak çıksa da tek başına iktidar olmak için gerekli olan 226 sandalyeyi( o dönem milletvekili sayısı 450’dir.) kazanamamıştır.</p>



<p>Ecevit, seçim sonrası azınlık hükümeti kurmayı denediyse de başarılı olamamıştır. Ecevit’in kurduğu azınlık hükümeti güvenoyu alamamıştır. Bu sebeple Süleyman Demirel&#8217;in başbakanlığında II. Millî Cephe hükûmeti (AP-MSP-MHP) kuruldu. Daha sonra Adalet Partisi’nden milletvekili seçilen 11 milletvekilinin istifasıyla bu hükümet düşürülmüştür. Bu olaya Güneş Motel Olayı da denmektedir. Daha sonra bu milletvekillerinin de desteği ile II. Milliyetçi Cephe Hükümeti devrilip Ecevit Başbakanlığında yeni bir hükümet kurulmuştur. Bu hükümette, AP’den istifa eden 11 milletvekilinden 10’una bakanlık görevi verilmiştir. Ancak Bülent Ecevit, seçim propagandası sırasında ve muhalefet önderi olarak ileri sürdüğü düzen değişikliğini, vaatlerini gerçekleştiremedi. Daha da hızlanan terör, etnik ve dinsel kışkırtmalarla Malatya ve Maraş gibi kentlerde katliam boyutlarına ulaştı. Enflasyon hızı da yüzde 100&#8217;ü geçti, grevler yayıldı. TÜSİAD gazetelere tam sayfa eleştiri ilanları vererek hükûmetin istifasını istedi. Bunlara ek olarak AP&#8217;den gelen ve bakan yapılan 11 milletvekilinin desteğini kazanmak için verdiği tavizler ve haklarında çıkan yolsuzluk söylentileri, Ecevit&#8217;e zarar verdi.</p>



<p>14 Ekim 1979&#8217;da yapılan ara seçimlerde başarısızlığa uğrayan Ecevit görevden çekildi ve Süleyman Demirel 25 Kasım 1979 tarihinde MSP ve MHP&#8217;nin desteğiyle bir azınlık hükûmeti kurdu. Kasım 1979&#8217;da MHP ve MSP&#8217;nin dışarıdan desteğiyle kurulan 6. Demirel hükûmetiyle tekrar başbakan olan Demirel 12 Eylül 1980 Darbesi&#8217;ne kadar görevini sürdürdü.</p>



<p class="has-text-align-center"><img loading="lazy" width="642" height="321" class="wp-image-1132" style="width: 400px;" src="https://cumhuriyetcihukukcular.org/wp-content/uploads/2020/11/WhatsApp-Image-2020-11-21-at-16.58.26.jpeg" alt="" srcset="https://cumhuriyetcihukukcular.org/wp-content/uploads/2020/11/WhatsApp-Image-2020-11-21-at-16.58.26.jpeg 642w, https://cumhuriyetcihukukcular.org/wp-content/uploads/2020/11/WhatsApp-Image-2020-11-21-at-16.58.26-300x150.jpeg 300w" sizes="(max-width: 642px) 100vw, 642px" /></p>



<h2>12 Eylül Darbesi</h2>



<p class="has-drop-cap">Normalde 12 Eylül 1980 Darbesi tek başına bir yazı konusu hatta kitap konusu olacak genişlikte bir olaydır. Ancak; biz bu yazımızda 1980 Darbesine temel düzeyde değineceğiz.</p>



<p>12 Eylül 1980 Darbesi’ni incelemek için TSK’nın bu darbeyi kendince haklı bulduğu sebepleri değerlendirmekte fayda vardır. Bu sebepler; Siyasi Sebepler, Ekonomik Sebepler, Güvenlik Sebepleri ve Dış Siyasi Sebeplerdir. Siyasi Sebepleri ele alacak olursak; o dönemde siyasi cinayetler oldukça yaygınlaşmıştı. 6 Eylül 1980’de Necmettin Erbakan tarafından yapılan Konya Mitinginde; <strong>İstiklal Marşı yuhalanmış, topluluk şeriat çağrısı yapıp devleti protesto etmiştir. </strong>Ayrıca TBMM, <strong>114 Tur boyunca Cumhurbaşkanı seçemeyince</strong> halk tarafından sorunların demokratik yolla çözülmeyeceği düşünüldü. Ekonomik Sebepler ise; dış ticaret açığındaki artış ve döviz darboğazı; işsizlik, kıtlık, işyeri anlaşmazlıkları, işçi grevleri ve <strong>Türkiye’nin Neoliberal Ekonomiye geçememesi</strong> gibi sebeplerdi. Güvenlik Sebepleri; ülkemizde yaşanan sağ sol kavgası, bu kavganın durdurulamaması, <strong>kavgaların üniversitelerde eğitimin sürdürülmesini engelleyecek düzeye gelmiş olması</strong>, <strong>bu kavgalarda neredeyse her gün vatandaşlarımızın öldürülmesi</strong> gibi sebepler vardır. Son olarak Dış Siyasi Sebepler ise, Türkiye’nin yaşadığı ekonomik ve siyasi istikrarsızlıklar ABD ve NATO tarafından izleniyordu. Çevredeki ülke işgallerinden dolayı (Sovyet Rusya’nın Afganistan’ı işgal etmesi) Türkiye’deki istikrar ABD açısından önem kazandı. TSK, bu sorunların çözümünü maalesef darbe yapmakla bulmak istedi.</p>



<p>Tüm bu gelişmeler öncelikle <strong>27Aralık 1979 Muhtırasını,</strong> <strong>24 Ocak Kararlarını, Bayrak Harekâtını</strong> getirdi. Daha sonrasında ise 12 Eylül 1980 tarihinde TSK, Kenan Evren liderliğinde, emir komuta zinciriyle yönetime el koydu. Süleyman Demirel’in hükümeti görevden alındı, TBMM feshedildi. Süleyman Demirel ve Bülent Ecevit eşleri ile beraber 1 ay süreyle Hamzaköy’de&nbsp; (Gelibolu) tutulmuşlardır. Necmettin Erbakan ve Alparslan Türkeş ise Uzunada’ya gönderilmiştir.</p>



<p>Bu dönemde, Genelkurmay Başkanı Orgeneral Kenan Evren ve Kuvvet Komutanları tarafından oluşturulan askerî yönetim Millî Güvenlik Konseyi adı altında 1983 genel seçimine kadar Türkiye&#8217;ye ilişkin tüm kritik kararları aldı.</p>



<p>Bu dönemde Ülkemizde birçok hukuksuz olaylar olmuştur. İnsanlar haksız yere idam edilmiştir. Konusu gelmişken bu durum ile ilgili çarpıcı bir örnek vermemizde fayda vardır. 19 Mart 1980 tarihinde idama mahkûm edilen Erdal Eren<strong>, idam kararı Yargıtay tarafından iki kere iptal edilmiş olmasına rağmen</strong>, Millî Güvenlik Konseyi tarafından onaylanan kararla 13 Aralık 1980&#8217;de Ankara Merkez Ulucanlar Cezaevi&#8217;nde idam edilmiştir. Aynı dönemde birçok insan hapishanelerde kötü koşullara maruz bırakılmıştır. Bu durum Ülkemiz için uzun yıllar kapanmayacak yaralar açmıştır.</p>



<p>1961 Anayasası yürürlükten kaldırılmış, askeri yönetimi emriyle Danışma Meclisi tarafından 1982 Anayasası hazırlanmış ve 18 Ekim 1982 tarihinde kabul edilerek yürürlüğe girmiştir. 1982 Anayasası, 1961 Anayasasına göre daha kısıtlayıcı olmasına rağmen, 1961 Anayasasının aksine %92 civarı evet oyu almıştır. Bu oran 1961 Anayasasında %61 idi. Bu durumun sebeplerine kısaca o dönem baskıcı bir yönetimin olması, aleyhte propaganda yapılmasının yasak olması denilebilir.&nbsp; Aynı zamanda bu seçim ile Kenan Evren Cumhurbaşkanı seçilmiştir.</p>



<p>Daha sonra ülkemiz bu koşullar altında 1983 yılında genel seçimlere gitmiştir. 1983 Genel Seçimlerine yalnızca 3 siyasi partinin katılmasına izin verilmiştir. Bu 3 parti de yeni kurulan partilerdir.</p>



<p>Sonuç olarak 1971-1983 yılları arası Ülkemiz açısından genellikle kötü geçmiştir. Bu dönemde siyasi istikrar sağlanamamış, terör had safhaya çıkmıştır. Bu dönemin ülkemize en büyük getirilerinden biri ise Kıbrıs Barış Harekâtıdır.</p>



<h2>Kaynakça</h2>



<p><a href="http://blog.milliyet.com.tr/yazi-dizisi--40--yilinda-tum-ayrintilari-ile-12-mart-muhtirasi-3/Blog/?BlogNo=294982">http://blog.milliyet.com.tr/yazi-dizisi&#8211;40&#8211;yilinda-tum-ayrintilari-ile-12-mart-muhtirasi-3/Blog/?BlogNo=294982</a></p>



<p><a href="http://www.radikal.com.tr/Default.aspx?aType=RadikalYazarYazisi&amp;ArticleID=927385&amp;Yazar=İSMET%20BERKAN&amp;Date=22.03.2009&amp;CategoryID=97#">http://www.radikal.com.tr/Default.aspx?aType=RadikalYazarYazisi&amp;ArticleID=927385&amp;Yazar=İSMET%20BERKAN&amp;Date=22.03.2009&amp;CategoryID=97#</a></p>



<p><a href="http://www.milliyet.com.tr/Default.aspx?aType=YazarDetay&amp;ArticleID=509167&amp;AuthorID=63&amp;Date=25.03.2008&amp;ver=66">http://www.milliyet.com.tr/Default.aspx?aType=YazarDetay&amp;ArticleID=509167&amp;AuthorID=63&amp;Date=25.03.2008&amp;ver=66</a></p>



<p><a href="http://yenisafak.com.tr/diziler/12mart/index.html">http://yenisafak.com.tr/diziler/12mart/index.html</a></p>



<p><a href="http://www.radikal.com.tr/ek_haber.php?ek=ktp&amp;haberno=6501">http://www.radikal.com.tr/ek_haber.php?ek=ktp&amp;haberno=6501</a></p>



<p>Açıkgöz, Serkan. &#8220;Kıbrıs Barış Harekatı (20 Temmuz 1974)&#8221;. https://tez.yok.gov.tr/. Trakya Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü. 7 Kasım 2016 tarihinde kaynağından arşivlendi. Erişim tarihi: 4 Kasım 2016.</p>



<p><a href="https://www.wikizeroo.org/index.php?q=aHR0cHM6Ly90ci53aWtpcGVkaWEub3JnL3dpa2kvTWV5ZGFuX0xhcm91c3NlOl9CJUMzJUJDeSVDMyVCQ2tfTHVnYXRfdmVfQW5zaWtsb3BlZGk">https://www.wikizeroo.org/index.php?q=aHR0cHM6Ly90ci53aWtpcGVkaWEub3JnL3dpa2kvTWV5ZGFuX0xhcm91c3NlOl9CJUMzJUJDeSVDMyVCQ2tfTHVnYXRfdmVfQW5zaWtsb3BlZGk</a></p>



<p><a href="http://dosyalar.hurriyet.com.tr/ecevit/siyasette.asp">http://dosyalar.hurriyet.com.tr/ecevit/siyasette.asp</a></p>



<p><a href="https://www.wikizeroo.org/index.php?q=aHR0cHM6Ly90ci53aWtpcGVkaWEub3JnL3dpa2kvQiVDMyVCQ2xlbnRfRWNldml0">https://www.wikizeroo.org/index.php?q=aHR0cHM6Ly90ci53aWtpcGVkaWEub3JnL3dpa2kvQiVDMyVCQ2xlbnRfRWNldml0</a></p>



<p><a href="https://www.wikizeroo.org/index.php?q=aHR0cHM6Ly90ci53aWtpcGVkaWEub3JnL3dpa2kvMTJfRXlsw7xsX0RhcmJlc2k">https://www.wikizeroo.org/index.php?q=aHR0cHM6Ly90ci53aWtpcGVkaWEub3JnL3dpa2kvMTJfRXlsw7xsX0RhcmJlc2k</a></p>



<p><a href="http://bianet.org/bianet/kategori/insanhaklari/88996/icislerine-eren-dosyasini-acin-talebi">http://bianet.org/bianet/kategori/insanhaklari/88996/icislerine-eren-dosyasini-acin-talebi</a></p>



<p><a href="http://web.archive.org/web/20120610233714/http://www.belgenet.com/12eylul/evren_051182.html">http://web.archive.org/web/20120610233714/http://www.belgenet.com/12eylul/evren_051182.html</a></p>
<p><a rel="nofollow" href="https://cumhuriyetcihukukcular.org/turkiye-cumhuriyetinin-1971-1983-arasi-siyasi-tarihi/">Türkiye Cumhuriyeti&#8217;nin 1971-1983 Arası Siyasi Tarihi</a> yazısı ilk önce <a rel="nofollow" href="https://cumhuriyetcihukukcular.org">Cumhuriyetçi Hukukçular Kulübü</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://cumhuriyetcihukukcular.org/turkiye-cumhuriyetinin-1971-1983-arasi-siyasi-tarihi/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>27 Mayıs 1960 – 12 Mart 1971 Arası Türkiye Siyaseti</title>
		<link>https://cumhuriyetcihukukcular.org/27-mayis-1960-12-mart-1971-arasi-turkiye-siyaseti/</link>
					<comments>https://cumhuriyetcihukukcular.org/27-mayis-1960-12-mart-1971-arasi-turkiye-siyaseti/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[IUCHK]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 14 Nov 2020 11:46:10 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Tüm Yazılarımız]]></category>
		<category><![CDATA[Yurttaş 9]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://cumhuriyetcihukukcular.org/?p=1124</guid>

					<description><![CDATA[<p>Demokrasi yolunda 1960'ların sokaklarından önce ihtilalciler geçti sonra zafer şarkılarıyla gençler isyan bayraklarıyla işçiler sağcılar solcular ve yeniden darbeciler. Ülke ihtilalin pençesinde tam 12 yıl geçirdi ve sonunda tüm yollar yine aynı kavşağa çıktı.</p>
<p><a rel="nofollow" href="https://cumhuriyetcihukukcular.org/27-mayis-1960-12-mart-1971-arasi-turkiye-siyaseti/">27 Mayıs 1960 – 12 Mart 1971 Arası Türkiye Siyaseti</a> yazısı ilk önce <a rel="nofollow" href="https://cumhuriyetcihukukcular.org">Cumhuriyetçi Hukukçular Kulübü</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p class="has-text-align-right"><strong>Ramazan ŞAHİN</strong></p>



<h2>Giriş</h2>



<p class="has-drop-cap">Demokrasi yolunda 1960&#8217;ların sokaklarından önce ihtilalciler geçti sonra zafer şarkılarıyla gençler isyan bayraklarıyla işçiler sağcılar solcular ve yeniden darbeciler. Ülke ihtilalin pençesinde tam 12 yıl geçirdi ve sonunda tüm yollar yine aynı kavşağa çıktı. İşte 1994 yapım İhtilalin Pençesinde Demokrasi adlı belgeselde Araştırmacı gazeteci Mehmet Ali Birand 60’ların Türkiye’sini bu şekilde özetliyordu. 27 Mayıs İhtilalinin hemen bir yıl sonrasına giderek bu dönemin izlerini sürmeye başlayalım sizinle. Öncelik 8 Eylül 1961 tarihine bakmamız gerekiyor. İhtilalci askerlerin başındaki Milli Birlik Komitesi basınla bu tarihte bir mutabakat imzalıyor ve 27 Mayıs’ın getirdiği yenilikleri basın yoluyla da garanti altına alıyordu. Bu mutabakata göre basın MBK’nin kararlarını destekleyecek lehine propagandalar yapacak ve 27 Mayıs ihtilaline karşı bir kamuoyu oluşturulmasının önüne geçilecekti. Tabii bir de idamlar vardı. Bu tarihte Yassıada mahkemesi yargılamaları sonucu eski adıyla Demokrat Partililer ve o günlerde basındaki ismiyle düşüklerden idam cezasına çarptırılan üç isimden ikisi –Fatin Rüştü Zorlu ve Hasan Polatkan- çoktan idam edilmişti. Sırada Demirkırat&#8217;ın baş süvarisi vardı. Ve nihayet 18 Eylül 1961 günü eski Başvekil Adnan Menderes de idam edildi. Halktan bu olaylara dair o günlerde herhangi bir tepki görmek mümkün değildi aksine özellikle öğrencilerin başını çektiği büyük bir kitle 27 Mayıs’ı bir kurtarıcı gibi selamlıyor orduyla ve askeriyle her fırsatta kucaklaşıyordu. Menderes’in de idamından yaklaşık 27 gün sonra Milli Birlik Komitesi verdiği sözü tuttu ve 15 Ekim 1961 tarihinde yeni bir genel seçime gidildi. Seçimden 1 gün önce artık ihtilalci askerlerin büyük bir kısmı misyonunu tamamladıklarını ve ipleri tekrar sivillerin eline bırakıp gidebileceklerini düşünüyorlardı. 15 Ekim 1961 seçimlerine 4 parti aday olarak girmişti. Bir taraftan İsmet İnönü’nün CHP’si diğer tarafta YTP CKMP ve DP&#8217;nin yerine o mirası devralmak üzere yeni kurulan Adalet Partisi (AP). O gün sandıklar açıldığında tüm ülkeyi büyük bir şok bekliyordu. CHP beklenildiği gibi %36 lık oy oranıyla birinci parti olmuştu olmasına ama DP&#8217;nin devamı sayılan Ragıp Gümüşpala’nın AP si %35 gibi CHP ye çok çok yakın bir oy oranı almıştı. Sandıktan çıkan bu sonuç ihtilalin neredeyse hiçbir işe yaramadığını halkta aslında görünenden farklı olarak pek de bir karşılık bulamadığını kanıtlar nitelikteydi. Menderesin geceleri beyaz bir atla evliya gibi sokaklarda dolaştığı efsanesi halk arasında yayılıyor. Kitleler yeni Kırat olarak AP’yi görmeye başlıyordu. Tabii AP’nin bu başarısında Kayseri Cezaevindeki Celal Bayar ve 450 DP li arkadaşının gizliden gizliye AP yi işaret etmesi asıl sebepti. Bu sonuçlar ordu içinde bir karşı devrim olarak nitelendiriliyor içinde yeni bir cunta olarak filizlenmeye başlayan Silahlı Kuvvetler adlı bir örgüt 27 Mayıs’ı iyiden iyiye sorgulamaya başlıyordu. Silahlı Kuvvetler adlı&nbsp; yeni cunta İstanbul&#8217;da bütün bu gelişmeler üzerine bir toplantı yaptılar ve tarihe 21 Ekim protokolü olarak geçecek olan o protokolü imzaladılar. Protokolde 3 gün sonra TBMM açılmadan hemen önce 27 Mayıs’ın tasarrufu mahiyetinde bir ihtilal yapılacağına dair başta Faruk Gürler Muhsin Batur gibi birçok isim bu metine imzasını atmıştır. Ardından bu protokol cuntanın Ankara kanadına postalandı. Talat Aydemir ve arkadaşları da hemen protokolü imzaladılar. Yüksek rütbeli generaller hariç birçok paşanın bu protokolde imzası vardı. Fakat tek bir paşayı unutmuşlardı&#8230;İsmet Paşayı.</p>



<p>Haber alır almaz İnönü bu ihtilalin sonuna kadar karşısında olduğunu İstanbul cuntasına ve askerlere bildirdi. İsmet İnönü’nün girişimleriyle beraber 23 Ekim 1961 yılında ordunun tüm kademelerinden yetkililerin parti başkanlarının bakanların ve devlet erkanının katılımıyla gerçekleştirilen oturumda ordu ve siviller Cemal Gürsel’in cumhurbaşkanı seçilmesi 27 mayıs sırasında görevlerinden uzaklaştırılan 147 öğretim üyesinin görevlerine geri iade edilmesi ve yine 27 Mayıs sonrası ordudan emekli edilen subayların yani EMİNSU’ların geri dönmemesi konusunda anlaşarak. Bu cuntaların tekrar bir ihtilal denemesinin önüne geçmeye çalıştılar. Cuntaları asıl hareketlendiren konu olan özellikle AP çevresinin ısrarla bastırdığı eski Demokrat Partililere af yasası tartışmalarıysa belli bir süre ertelendi.</p>



<h2><br>27 Mayıs sonrası parlemento açılıyor.</h2>



<p class="has-drop-cap">Türkiyede 60 lar demokrasiyle darbe arasında bir ip çekme yarışıydı. İhtilalciler ve siyasiler arasındaki bu yarış gerçekleşirken 1961 yılının 25 Ekim’inde o günlerin gözde deyişiyle 2.Cumhuriyetin parlementosu açılmıştı. Artık MBK tarihe karışmış bir meclis bir de senato vardı. MBK üyeleri ömürleri boyunca daimi senatör ilan edilmişlerdi. Ülke yeniden parlemetosuna kavuşurken en büyük pay orduyla sivillerin bir kez daha uzlaşmasını sağlayan İsmet Paşa’ya aitti. Anlaşıldığı üzere tek aday olan 27 Mayıs’ın başındaki Emekli Orgeneral Cemal Gürsel 434 oy olarak Türkiye Cumhuriyeti’nin 4. Cumhurbaşkanı seçildi. Yalnız o seçim sandığından 156 boş oy da çıkmıştı. Bu Adalet Partlili vekillerin askere karşı gösterebilecekleri imkanlar dahilindeki en iyi tepkiydi. Bu 156 oy AP nin meclisteki potansiyelini herkese ilan ediyordu.&nbsp; Gürsel’in seçilmesi Cumhurbaşkanlığı makamının seçilmesi için yeni bir geleneği de başlatmış oldu. Artık Generkurmay başkanlığından sonraki makam Çankaya gibi görülüyordu. Köşkün tekrar sivilleşebilmesi için 27 yıl beklemek gerekecekti. Yeni dönemde mecliste Adalet Partisi ve CHP türkiye siyasi tarihinin ilk koalisyon hükümetini kurdular. Artık politikanın düşman kardeşleri yeni döneme sırt sırta gireceklerdi.<br>1961 in son günü saraçhane başında yapılan büyük işçi mitingi ülkenin yeni bir döneme girmekte olduğunun habercisiydi. Ülke uzun bir kış uykusundan uyanırcasına kıpır kıpırdı. 1961 anayasısının getirdiği özgürlüklerle sivil toplum örgütleri sendikalar kurulmuş kitleler siyasi sahnede sesini daha gür çıkarmaya başlamıştı. O günlerde yeni bir anayasayla gelen bu özgürlüklerin ülkemize bol geldiği fark edildiğinde yine yeni bir demir yumrukla geri alınabileceğini kimse düşünmüyordu.<br></p>



<h2>Af&nbsp; tartışmaları</h2>



<p>İktidarın diğer ortağı AP nihayetinde Demokrat Partililerin tabanına sahipti ve bu taban AP’ye her gittiği yerde Bayar ve arkadaşları için bir şeyler yapmaları konusunda bastırıyordu. Nihayet kendisi de bir eski bir asker olmasına rağmen Ragıp Gümüşpala bu ısrarlara dayanamayıp af yasasını tekrar meclis gündemine taşımak istedi. Bu o dönemin aydınları öğrencileri askerleri ve diğer tüm laik çevreleri tarafından çok büyük öfkeyle karşılandı. Unutuldu sanılan eski kin yeniden gün yüzüne çıkıyordu işte. Taksimde binlerce öğrenci bir araya gelip Atatürk anıtına çelenk bıraktılar. 27 Mayıs şehitlerine saygı duruşunda bulundular ve af aleyhinde sloganlar attılar. 1962 yılının ocak ayında olan bu olaylar ordunun içindeki onlarca cuntaya da cesaret verdi ve yeniden ihtilal hesaplarına başlandı. Özellikle başını Talat Aydemir’in çektiği albaylar cuntası iyiden iyiye kazan kaldırır olmuştu. Bu olaylar üzerine İsmet İnönü başbakan sıfatıyla radyodan halka seslendi. 2 husus konuşmasında dikkat çekiyordu. Birincisi demokrasiye karşı hiçbir hareketin içinde yer almayacağı aksine mücadele edeceği diğeri ise bir takım hınç ve intikam duygularının teşvik edilmesine izin vermeyeceğiydi. Paşa hem AP’ye hem de Cuntacılara gözdağı veriyordu. Ve bunun ardından 2.kozunu da oynadı. Genelkurmay Başkanı Cevdet Sunay İnönü’ye yakın bir isimdi. Sunay’ın başkanlığında genişletilmiş askeri komuta komitesi toplandı. Tüm generaller ve albaylar yine oradaydı. Tarihler 19 ocak 1962 yi göstermekteydi. Bir tarafta Genelkurmay başkanı Sunay ve generaller diğer tarafta ise Talat Aydemir ve albaylar cuntası. Albayların uzlaşmaz tavrına rağmen o günün sonucunda Sunay başbakan İnönü’ye orduya hakim olduklarına dair güvence verdi. Fakat şu teklifte bulunmayı da ihmal etmedi. ‘’Paşam eğer bir takım tehlikeler varsa bunların giderilmesinde siz rol alırsanız ordu bizden çok sizin sözünüze itimat eder.’’ Dedi. İnönü artık kararını vermişti. O sadece Başbakan İnönü değil aslında ve daha çok İsmet Paşaydı. Savaşlar görmüş ordulara kumanda etmişti. Ve şimdi çizmeleri giyme vaktiydi. Harbiye&#8217;ye gidecek ve cuntacıları inlerinde vuracaktı. Harbiye planlanan ihtilalin cephaneliğiydi ve o adeta elinde bir meşaleyle oraya dalacaktı. Bu ateşin barutla randevusuydu. O gün geldiğinde paşa Harbiye&#8217;ye gitti. Amacı hem askerlerle daha yakından temas kurmak hem de nerede bir ihtilal lafı geçse bunun ardındaki isim olan ateşli genç albay Talat Aydemir’i daha yakından tanımaktı. Askerleri teftiş etmek istedi işte tam o sırada beklenmedik bir şey oldu 3.sıradan bir genç İnönü’nün ayakları dibine yığılıverdi. Yığılan asker tıpkı İsmet İnönü gibi Malatyalı bir er başıydı. Paşayı görünce daha fazla dayanamamış heyecanından bayılmıştı. Bu durum Albay Talat Aydemir’e İnönü konusunda daha temkinli davranması gerektiğini idrak ettirmişti. Harbiye çıkarmasından muzaffer dönen Başbakan İnönü çok geçmeden 2.planını devreye soktu. Plana göre albaylar cuntasındaki belirli isimler farklı yerlere atanacak ellerinin altındaki bölüklerden mahrum bırakılarak pasifize edilecekti. Nihayetinde onların gücü rütbelerinden değil emirleri altındaki erlerinden gelmekteydi. 21 Şubat 1962 atamaların tarihiydi. O gün öğle vakitlerinde Aydemir tevkif edileceğini bir gazeteci aracılığıyla öğrendi. Hemen İstanbul cuntası başındaki binbaşı ve İstanbul Valisi Refik Tulga’yı aradı. Refik Tulga 1.ordunun ona destek vermeyeceğini ve bu işten vazgeçmesini tek başına olduğunu söyleyince Talat Aydemir için yalnızca 2 seçenek vardı ya teslim olacaktı ya da elindeki kalan tek şey olan harp okuluyla ölümüne ihtilali deneyecekti. O ikinciyi tercih etti.<br><br>22 Şubat 1962 günü harp okulunda Talat Aydemir ve öğrencileri düğmeye bastılar. Talat Aydemir’in askeri gücü genelkurmay ve hükümetin tahmin ettiğinden çok daha fazlaydı. Meclisi koruması için Polatlı ve Kırşehir’den çağırılan birliklerde bir süre sonra Talat Aydemir’in emrine girdiğini açıkladılar. Başkent düşmek üzereydi&#8230;<br>Tüm bunlar olurken diğer tarafta Başbakan İsmet İnönü Cumhurbaşkanı Cemal Gürsel tüm parti liderleri ve Genelkurmay Çankaya köşkünde toplanmıştı. Kime güvenip kime güvenemeyeceklerini bilmiyorlardı. Partilerin müşterek bir bildiri yayınlamasını ve darbe girimine karşı olduklarını akşam 19.00 radyo yayınında ilan etmesini kararlaştırdılar. Ekrem Alican adlı YTP Genel Başkanı köşkte diğer liderlere Talat Aydemir’in abisinin kayınbiraderi olduğunu ve gerekirse onunla konuşmak için harp okuluna gidebileceğini orada bulunanlara teklif etti. Gitmesi kararlaştırıldıktan sonra İsmet Paşa Ekrem Alican’a söyle onlara ‘’Eğer bu işten kan dökülmeden cayarlarsa yarın hepsini emekli edeceğim ama hiçbirini Divan-ı Harbe vermeyeceğim’’ dedi. Mesajı iletmek üzere Alican yola koyuldu. Bu sırada Cumhurbaşkanlığı muhafız alayı nöbet değiştirmişti. Köşkü korumakla görevli alayın komutası Talat Aydemir’in en yakın dava arkadaşı olan Süvari binbaşı Fethi Gürcan’a geçmişti. Köşk şimdi fiilen isyancıların eline geçmişti. Tabii yalnızca köşk değil tüm devlet erkanı da. Fethi Gürcan heyecanla Talat Aydemir’i aradı ve müjdeyi verdi. ‘’Albayım şu an Gürsel , İnönü saray ve tüm devlet erkanı içeride köşkü sardım işlerini bitireyim mi ?’’ dedi. Artık tüm devletin kaderi Harbiyedeki hiddetli bir Albayın iki dudağının arasındaydı. İşte Aydemir hayatının hatasını orada yaptı. ‘’Bırak gitsinler benim onlarla işim yok’’ dedi. Çok kan döküleceğini düşünüp buna cesaret edememişti. Bedelini hayatıyla ödeyecekti. İsmet İnönü hızla köşkten ayrılırken komutanlarının kulağında fısıldadı. ‘’ İşte şimdi partiyi kaybettiler.’’ Eski CHP milletvekili Ali İhsan Göğüş ertesi gün İsmet İnönü’nün ona söylediklerini şöyle anlatıyor. ‘’Paşam tek bir şey merak ediyorum Talat niçin başaramadı da siz başardınız ?’’ diye sordum. Cevabı kısa ve netti.’’ Ben ölmeyi göze almıştım Talat ise öldürmeyi göze alamadı inanç inançsızlığı her zaman mağlup eder’’ dedi. Köşkten ayrılan İsmet Paşa ve generaller güvenebilecekleri tek yer olan hava kuvvetleri karargahına geçtiler. İki tarafta artık mevzilenmişti. Kozlar geceleyin paylaşılacaktı. Saatler 19.00 ı gösterdiğinde önce CB Gürsel radyoda isyanın devlet karşıtı olduğuna dair konuşmasını yaptı artından Genel Kurmay Başkanı Sunay emir komuta zincirinde olmadığını orduya karşı da bir isyan girişimi olduğunu söyledi. Birazdan başbakan İnönü halka seslenecek dendikten sonra bir anda radyonun sesi kesiliverdi. Başta Ayten sokaktaki evindeki ailesi olmak üzere tüm Türkiye korku içindeydi. Paşaya acaba bir şey mi olmuştu ? Esir mi alınmıştı yoksa öldürülmüş müydü ? Başkent ve tüm ülke sessizliğe gömülmüştü. Çok geçmeden bunun sebebi anlaşıldı. Harbiyeliler Etimesgut&#8217;taki radyo vericisini basmışlar ve vericiyi kapatmışlardı.<br><br>Diğer tarafta Ekrem Alican 4 saat süren harp okulu görüşmesini bitirmiş Genelkurmaya Aydemir’in isteklerini iletmek üzere dönüyordu. 4 saatlik pazarlığın sonunda Aydemir’in 2 isteği vardı. Birincisi Sunay’ın atamaları uygulanacak fakat Albaylar gidecekleri yerlere kendi karar verecekti. İkincisi ise kendisi harp okulunun başında olmaya devam edecekti. Alican&#8217;ın Genelkurmaya getirdiği mesaj herkesi rahatlatmıştı. Şimdi bu tehlikeli satranç oyununda hamle sırası İnönü’deydi. CHP’li eski mv Ali İhsan Göğüş şunları söylüyor. ‘’O gün genelkurmayda generaller söylemiyordu ama kendi iç dünyalarında bu son teklife yakındılar yani Talat kalsın diğerleri gitsin. İsmet Paşa bunu sezdiği anda şu şekilde adeta kükredi. Abdurrahman Doruk’a TALAT GENELKURMAY BAŞKANI OLSUN SEN DE ONUN YARDIMCISI OLURSUN (!) Hayır efendim olmaz öyle şey hepsini birden emekli edeceğiz. ‘’ İşte bu Garp Cephesi komutanının silkiniş anıydı. Paşa genelkurmaydaki şaşkınlık ve yılgınlığı görmüş duruma el koymuştu. Artık çizmelerini giyip&nbsp; başa geçme zamanıydı. Paşa kükredi. ‘’Bu nasıl iş ? 10 tane çapulcu devleti ve bizi teslim alacak ha gerekirse ben tek başıma üstlerine giderim öldürebiliyorlarsa öldürürler. Eğer kan dökülmesi gerekiyorsa dökülecektir hem de olukla.’’<br>Bu şok tedavisiydi. Genelkurmay Karargahı hafif sallandı ve dirildi. Paşa son emrini verdi. Bu bina son adama kadar savunulacak. Paşanın genelkurmaydan ayrılırkenki son sözleri bunlardı. Başkomutan son sözünü söylemiş ve orduyu kazanmıştı. Peki ne olmuştu da İnönü kan akıtması muhtemel bir ihtilalciye şah demişti ? 23 Şubat günü bu olayla alakalı olarak bir dostuna şunları söyleyecekti. ‘’Bir ihtilalci müzakereye girdiği andan itibaren kaybetmiştir. Kendi kafasında karmaşaya düşmüştür. Kendi kafasında karmaşaya düşen bir lider sağlam karar veremez. Bu onun saat saat şartları değiştirmesinde zayıfladığını hissettim zayıfladığını hissettiğim anda benim için bitmişti. ‘’ İnönü rakibinin yüzünden elindeki kartları anlamıştı. Şimdi o ünlü bekle gör taktiğini uygulayacak Aydemirin kendi kendini tüketmesini bekleyecekti. Gözler Harbiye&#8217;deydi. Aydemir İnönü’nü son teklifi de reddetmesinin ardından köşeye sıkışmıştı. İnönü yargılanmayacağıma dair yazılı bir tebligat versin duralım dedi. Nihayet İnönü bunu kabul etti. Ve tüm isyancı komutanları emekli edip Divan-ı Harbe de vermedi. Diğer gün Paşa mecliste muzaffer bir komutan gibi tüm partiler tarafından ayakta alkışlanmış Cumhuriyet tarihinin en büyük isyan girişimini kimsenin burnu bile kanamadan durdurmuştu. Fakat Aydemir pes etmeyecekti 1 yıl sonra bu kez bir mayıs günü bir ihtilal girişiminde daha bulunacak bu kez en başta kendi canı olmak üzere birçok cana mal olacaktı.<br><br>22 Şubat 1962 isyanından sonra mecliste Talat Aydemir ve arkadaşlarına af meselesi tartışılırken koalisyonun diğer ortağı AP yeniden bastırdı. Aydemir affedilecekse Kayseri’deki 450 eski DP li de affedilmeliydi. Hem Aydemir ve arkadaşları hem de o dönemin tabiriyle düşüklerden az ceza alanlar affedildi. Bu tekrar henüz kabuk bağlamamış yaraların deşilmesine sebep oldu. İstanbul’da yeniden öğrenci olayları yaşanmaya başladı. Bu olayların orduya yansıması da tabii ki gecikmedi. TSK içinde yeniden irili ufaklı onlarca cunta oluşturuldu. Lakin hala en güçlü cunta Talat Aydemir’in izinden giden yeni albaylar cuntasıydı. Talat Aydemir bir sivil olmasına rağmen özellikle yön dergisi ve Doğan Avcıoğlu gibi gazetecilerden bazı iş adamlarından bazı öğrenci grupları ve yine bazı harp okulu askerlerinden aldığı destekle 20 Mayıs 1963 de bir darbe girişimde daha bulundu. Ve yine Başbakan İnönü’nün girişimleriyle durdurulduktan sonra yakın dava arkadaşı süvari binbaşı Fethi Gürcan’la beraber 5 temmuz 1964’te Ankara Mamak cezaevinde asılarak idam edildi.<br><br>Ülkede olaylar yeniden yatışmışken ve ordu eskiye nazaran daha durgun daha sakin bir haldeyken tam olarak demokrasi yeniden emeklemeye başlamışken bu kez Atlantik ötesinden duyulan bir ses bu derin sessizliği bozdu tarihler 27 kasım 1963 ü gösterdiğinde ABD&#8217;nin genç başkanı Kennedy suikasta uğramış ve orada ölmüştü. İnönü suikasttan birkaç gün sonra apar topar Washington’a gitti. Kennedy’nin cenaze törenine katıldı ve yeni ABD lideri Reagan’la yeni dönem ABD-Türkiye ikili ilişkilerini tartışmak üzere randevu saatini beklemeye koyuldu. Tam bu sırada Ankara&#8217;dan yeni bir haber geldi. 2.İnönü hükümetinin koalisyon ortakları YTP ve CKMP koalisyondan çekilmiş ve İnönü’nün hükümetini devirmişti. Bu tam manasıyla bir siyasi suikasttı. Artık İsmet İnönü ABD’de başbakan sıfatıyla görüşmeyi gerçekleştiremeyecekti. Durumu ABD’li bürokratlara açıkladılar. Reagan İsmet Paşa gibi büyük bir devlet adamıyla görüşmek için resmi sıfatlara ihtiyacımızı yok diyerek yine de İsmet İnönü’yle bir görüşme gerçekleştirdi. Paşa ilk kez gittiği ABD den hem öfkeli hem de memnun bir biçimde ülkeye dönecekti.<br><br>1964 yılı geldiğinde İnönü hükümeti bu kez bağımsız birkaç milletvekiliyle beraber bir azınlık hükümeti kurdular. Bu İsmet İnönü’nün son iktidarı olacaktı. 22 Şubat 1964 günü gerici bir suikast girişimini kıl payı atlatan İsmet İnönü için sıkıntılı günler daha yeni başlıyordu.<br><br>1964 baharı geldiğinde bu kez Kıbrıs olayları patlak verdi. Rum kesimi adadaki Türklere karşı iyiden iyiye zulme başlamıştı. Bu olayları gören öğrenciler aydınlar gazeteciler haberler yapıyor toplumu örgütlüyor hükümeti sessiz kalmaması için göreve davet ediyor mitingler düzenliyordu. Ülke uzun zamandan bu yana ilk defa bir konuda ortak düşünüyordu. Kıbrıs’a çare bulunmalıydı. Başbakan İnönü’nü öncelikle Generallerle konuştu. Kıbrıs&#8217;a bir çıkarma yapılabilir miydi ? Ordunun gücü ve techizatı ne kadardı ? cevap hiç hoşuna gitmedi Türk Ordusu o dönemin şartlarıyla adaya çıkarma yapsa bile çok can kaybı yaşardı teçhizatı yeterli değildi. Başarılı bir operasyon için yıllara ihtiyacı vardı. İnönü bunlar üzerine elindeki tek kozu oynadı. Rumların işgalini kendileri durduramıyorsa NATO durdurmalıydı. Ve şu ünlü demecini verdi. ‘’Kıbrıs&#8217;taki azınlık ezilmeye devam ederse ve müttefiklerin NATO&#8217;ya olan inancı kırılırsa yeni bir dünya düzeni kurulur ve Türkiye de bu yeni dünya düzeninde kendine göre bir yer bulacaktır’’ Paşa’nın bahsettiği bu yeni dünya düzeni Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliğiydi. Amerika böyle bir stratejik müttefiki kaybetmeyi göze alamayıp Kıbrıs meselesini daha sonra görüşülmek üzere geçici bir çözüme kavuşturdu. Paşanın blöfü tutmuştu. Fakat sonraki yıllarda bu mesele Türkiye’nin Bülent Ecevit liderliğinde Kıbrıs Barış Harekatını 1974 yılında gerçekleştirinceye dek kanamaya devam edecekti.<br><br>6 Haziran 1964 yılında Adalet Partisi Genel Başkanı Ragıp Gümüşpala öldü. Yerine Süleyman Demirel geldi. 13 Şubat 1965 günü meclisteki bütçe oylamasında son İnönü azınlık hükümeti de AP lilerin oylarıyla düşürüldü. Artık Demokraside İnönü, Bayar, Gümüşpala gibi istiklal savaşı kahramanlarının dönemi sona eriyor onlar birer tarihi şahsiyet olarak tarih sahnesindeki yerlerini alıyorlardı. Siyasi yaşamdaki rolleri içinse sıra Cumhuriyet kuşağındaydı. Yeni AP lideri Süleyman Demirel bu kuşağın ilk temsilcisiydi. Bayrağı o devralacak ve kıratı bu kez o sürecekti.<br><br>1965 seçimlerine gidilirken İsmet Paşa’nın CHP’nin siyasi yelpazedeki yeri neresidir sorusuna elbette ortanın bir tık solundadır şeklinde cevap vermesi sağ partiler için vazgeçilmez bir suistimal aracıydı. AP ve CKMP liderleri meydanlarda CHP’nin solcu olduğunu kabul ettiğini söylüyor. ‘’Ortanın Solu Moskova’nın Yolu’’ diyerek propaganda üstüne propaganda yapıyorlardı. İsmet Paşa ise gittiği her yerde ortanın solunun komünizm olmadığını anlatmaya çalışıyordu. Seçim günü gelip çattığında sandıklar yine herkesi şaşırttı. Çiçeği burnunda lideriyle AP %52&#8217;lik oy almış CHP ise tarihinde ilk defa %30&#8217;ların altında düşerek %28 oy almıştı. AP tek başına iktidar Demirel ise başbakan olmuştu. Ve o seçimlerde ilk defa bir sosyalist parti meclise girmiş 4 yıl boyunca az kişiyle ama gür sesle muhalefet yapacak olan Türkiye İşçi Partisi ise %3 oy almıştır. İsmet İnönü’ye göre seçimin kaybedilmesinin yegane sorumlusu ortanın solu sloganıydı ve bir an önce terk edilmeliydi. Fakat Parti içerisinde Bülent Ecevit’in liderlik ettiği bir grup bu ortanın solu sloganına sıkı sıkıya bağlanmıştı ve bir gün bu ortanın solu hareketi 70 li yılların orasında Ecevit’e İnönü’den sonra parti başkanlığı ve ardından iktidarı getirecekti fakat bu hadiseler bizim yazımızdan sonra bahsedilecektir.</p>



<h2>Cemal Paşa&#8217;nın Ölümü</h2>



<p class="has-drop-cap">27 Mayısın efsane Orgeneralı Cemal Gürsel 1966 baharında hayata gözlerini yumdu. İhtilal onun gibi kudretli devasa bir adamı bile çökertmiş adeta yıllar geçtikçe iyiden iyiye küçülmüştü. 38 doktorun imzalı raporuyla -ki 27 Mayıs’ın Milli Birlik Komitesi de 38 kişiden oluşmaktaydı- bitkisel hayata girdği tescillendi. Demirel iktidarının ilk aylarında yeni Cumhurbaşkanlığı seçimiyle uğraşmak zorundaydı. AP nin içinden sivil bir adayı başa getirmek isteyen bir güruh olsa da Demirel eğer orduyu rahatsız edebilecek bir aday köşke çıkarsa işlerin karışacağının farkındaydı. AP-CHP ve diğer partilerin ortak kararıyla Genel Kurmay Başkanı Cevdet Sunay görevinden apar topar emekli edildikten sonra Türkiye’nin 5. Cumhurbaşkanı seçildi. AP iktidarı bu sorunu da çözdükten sonra ekonomik yatırımlar yapmaya başladı her yerde yeni inşaatlar açılıyor boğaz köprüsü projesi gündeme geliyor yollar köylere elektrik derken ülkenin yaşam standardı iyiyden iyiye artıyordu. 2. Beş yıllık kalkınma planınıda devreye sokan Demirel liderlerliğinde ülke ve tüm dünya adım adım 1968’e yol alıyordu</p>



<h2>1968 kuşağı ve öğrenci olayları</h2>



<p>1968 tarihin fazla mesai yaptığı yıldı. Dünya 50&#8217;lerin soğuk kış uykusundan 68 baharında uyandı ve geçmiş o yıl gelecekten ayrıldı. Almanya da başlayan bir deprem önce Paris&#8217;e oradan da tüm Avrupa&#8217;ya yayıldı. Sokaktaki bu devrimin motoru gençlerdi onlar ikinci dünya savaşı sonrası cepheden dönen askerlerin çocuklarıydı. Yeni bir entelektüel bilinçle yetişmişlerdi ama kendilerine sunulan dünya vaat edilenden oldukça farklıydı. Ve bu yeni dünyanın patronu Amerika Vietnam da çirkin yüzünü göstermişti.</p>



<h2>Türkiye’deki yansımaları</h2>



<p>Kanlı Pazar, 16 Şubat 1969 tarihinde İstanbul Beyazıt meydanında ABD&#8217;nin 6. Filo&#8217;sunu protesto etmek için 76 gençlik örgütünün toplandığı sırada meydana gelen olaylardır. Gösteri için valilikten izin alınmıştır. Gösteri yapılmadan önceki günlerde Komünizmle Mücadele Derneği uyarılarda bulunarak halkı tepkiye çağırdı. O gün, diğer bir grup da Beyazıt meydanında taşlı sopalı beklemeye koyuldular. İki grup meydanda karşılaştı. Olaylar sırasında Ali Turgut Aytaç ve Duran Erdoğan adlı gençler bıçaklanarak öldürüldü.</p>



<h2>Milli Demokratik Devrim</h2>



<p>Millî Demokratik Devrim, 1960&#8217;ların ikinci yarısında Türkiye İşçi Partisi (TİP) içindeki bölünmenin yönlerinden biridir. Özellikle Mehmet Ali Aybar&#8217;ın liderliğindeki TİP çevresi, &#8220;Millî Demokratik Devrim&#8221; ile &#8220;Sosyalist Devrim&#8221;i birbirinden ayrılamaz olduğunu savunup doğrudan bir sosyalist devrimi tercih ederken, Mihri Belli&#8217;nin kavramlaştırdığı Millî Demokratik Devrim ise Türkiye&#8217;ye daha uygun bir devrim olarak ikinci bir grup tarafından tercih edilmiştir. Bu gruptakilere göre devrim, aynen Sovyetler Birliği&#8217;nde 1917 yılında olduğu gibi iki aşamalı olmalıdır. Önce Millî Demokratik Devrim &#8220;askeri darbe&#8221; şeklinde &#8220;genç subayların&#8221; önderliğinde gerçekleşecek sonra da &#8220;proleter devrim&#8221; şiddete dayanmadan kesintisiz bir şekilde işçi sınıfının hakimiyetini kuracaktır.</p>



<h2>1969 Genel Seçimleri</h2>



<p>Bu genel seçim ile TBMM 14.dönem milletvekilleri seçilmiştir. Bu seçime göre Adalet Partisi aldığı %46.55&#8217;lik oyla meclise 256 milletvekili gönderip iktidar partisi, Süleyman Demirel ise başbakan olmuştur. Cumhuriyet Halk Partisi ise meclise gönderdiği 143 milletvekiliyle ana muhalefet partisi olmuştur.</p>



<h2>15-16 Haziran Olayları</h2>



<p>1970&#8217;te, çalışma yaşamını ve temel sendikalar mevzuatını düzenleyen 274 sayılı İş Yasası ile 275 sayılı Sendikalar Yasası&#8217;nda değişiklik yapan tasarı, Adalet Partisi ve Cumhuriyet Halk Partisi&#8217;nin işbirliğiyle önce Millet Meclisi ardından Senato&#8217;dan geçirildi. Yapılan değişiklik, işçilerin sendika seçme özgürlüğünü önemli ölçüde kısıtlamakta, sendika değiştirmeyi güçleştirmekteydi. Yasa taslağı 11 Haziran 1970&#8217;te cumhurbaşkanı Cevdet Sunay&#8217;ın onaylamasıyla yürürlüğe girdi.Kanunlaşan tasarı esas olarak Türk-İş&#8217;ten DİSK&#8217;e işçi akışını önlemeyi amaçlamaktaydı. DİSK ve bağlı sendikalar yeni yasaya tepki gösterdiler. Türkiye İşçi Partisi ise söz konusu yasa değişikliklerini Anayasa Mahkemesi&#8217;ne götüreceğini açıkladı ve iptal davası açtı.DİSK&#8217;li sendikacıların ve yöneticilerin tepkileri, 15 Haziran 1970 sabahı, İstanbul&#8217;un belli başlı merkezlerine doğru yürüyüşe geçmeleriyle yeni bir evreye girdi.Gösterilere pek çok fabrikadan 75.000 dolaylarında işçi katıldı. Gösterilen tepki esas olarak DİSK üyesi işçilerden geldiği halde, yürüyüşlere çok sayıda Türk-İş işçisi de toplu halde katıldı. Olayların birinci günü akşamı Bakanlar Kurulu 60 günlük bir sıkıyönetim ilan etti. DİSK ve bağlı sendikaların yöneticilerinin pek çoğu sıkıyönetim mahkemelerince tutuklandılar ve yargılandılar. Kadıköy&#8217;de meydana gelen olaylarda 2 işçi, 1 polis ve 1 esnaf yaşamını yitirdi. 16 Haziran&#8217;da Ankara, Adana, Bursa ve İzmir&#8217;de de küçük çaplı olaylar yaşandı.</p>



<h2>Öğrenci Olayları</h2>



<p>Siyasi krizler ve işçi sendikaları tarafından gerçekleştirilen eylemlerin yanı sıra hükümetin üstesinden gelmesi gereken bir başka durum da üniversitelerdeki öğrenci olaylarıydı. Sol’un bir nevi yükselişe geçtiği yıllardı.&nbsp; Üniversiteliler,&nbsp; hükümeti politikaları nedeniyle ağır bir şekilde eleştiriyorlar ve Türkiye’yi Amerikan bağımlılığından kurtaracaklarını iddia ediyorlardı. Fakat bu durum üniversiteleri bir nevi çatışma merkezi haline getiriyordu çünkü karşıt görüşlü gruplar pek çok zaman karşı karşıya geliyorlar ve olaylar çıkıyordu. İngiliz Büyükelçiliği de bu duruma dikkat çekmiş ve üniversitelerin içinde bulunduğu bu durumun askerlerin ülkeye müdahalesine zemin hazırladığı yönünde bir değerlendirmede bulunmuştu. Dört Amerikan askerinin kaçırılması da durumun ciddiyetini ortaya koyması açısından belirtilmiştir. Deniz Gezmiş ve arkadaşları tarafından kaçırılan bu dört asker daha sonra serbest bırakılmışlarsa da 12 Mart muhtırasından kısa süre önce meydana gelen bu olay ülke gündemini oldukça meşgul etmiştir.</p>



<h2>9 Mart 1971 Darbe Teşebbüsü</h2>



<p>Türk Silahlı Kuvvetleri tarafından emir-komuta zinciri içerisinde 12 Mart muhtırası verilmemiş olsaydı, TSK içinde kurulmuş olan ve başında Emekli Korgeneral Cemal Madanoğlu&#8217;nun bulunduğu gizli askeri cunta fiilen 9 Mart 1971 tarihinde darbe yapacaktı.Cunta içine sızmış ve önemli görevler üstlenmiş olan Mahir Kaynak vasıtası ile darbe önceden haber alınmış ve darbeye adı karışan ve Orgeneral rütbesiniden daha kıdemsiz olanlar re&#8217;sen emekliye sevkedilmişlerdir..12 Mart 1971 darbesine giden süreçte Doğan Avcıoğlu&#8217;nun çıkardığı Devrim gazetesi etrafında toplanan ve içlerinde 27 Mayıs Darbesini yapan Millî Birlik Komitesi&#8217;nin gerçek lideri&nbsp; Emekli Korgeneral Cemal Madanoğlu&#8217;nunda bulunduğu &#8220;Millî Demokratik Devrimciler&#8221;, o dönemin siyasi partilerinin demokrasi anlayışının bir oyalamaca olduğunu ileri sürerek ulusçu-devrimci yöntem olarak ifade edilen ilkeler doğrultusunda parlamento dışı muhalefeti savunuyorlardı. Devrim gazetesinin genel yayın yönetmeni Hasan Cemal çok sonraları anılarını anlattığı Cumhuriyet&#8217;i Çok Sevmiştim adlı kitabında o zamanki maksatlarının &#8220;ulusalcı&#8221; subayları ikna ederek onlarla birlikte bir &#8220;Millî Demokratik Devrim&#8221; darbesi yapmak olduğunu yazdı.Nitekim 9 Mart 1971 tarihinde planlanan darbe, içlerinde Mahir Kaynak ve Mehmet Eymür&#8217;ün de bulunduğu Millî İstihbarat Teşkilatı mensuplarının durumu Genelkurmay Başkanı Memduh Tağmaç ve 1. Ordu Komutanı Faik Türün&#8217;e haber vermesiyle akamete uğratıldı.<br></p>



<h2>Muhtıra</h2>



<p>12 Mart Muhtırası&#8217;nı veren Orgeneral Memduh Tağmaç, Orgeneral rütbesindekiler hariç bu 9 Mart 1971 Millî Demokratik Devrimine adı karışan başta Tümgeneral Celil Gürkan olmak üzere tüm subayları re&#8217;sen emekliye sevk etti. 1. Ordu Komutanı Faik Türün de bu darbeye adı karışan tüm Devrim yazarlarını Ziverbey Köşkünde Millî İstihbarat Teşkilatı vasıtasıyla sorguya çekti. Bu sorgularda Kara Kuvvetleri Komutanı Faruk Gürler ve Hava Kuvvetleri Komutanı Muhsin Batur&#8217;un da 9 Mart darbesine önce destek verdikleri, fakat sonra istihbarat bilgileri Genelkurmay Başkanı Memduh Tağmaç&#8217;a ulaşınca desteklerini geri çektikleri ortaya çıktı. Darbe, 1971 yılında 12 Mart günü saat 13:00&#8217;da TRT radyolarından okunan aşağıdaki muhtıra ile ilan edilmiştir: &#8220;Parlamento ve hükümet, süregelen tutum, görüş ve icraatıyla yurdumuzu anarşi, kardeş kavgası, sosyal ve ekonomik huzursuzluklar içine sokmuş, Atatürk&#8217;ün bize hedef verdiği çağdaş uygarlık seviyesine ulaşmak ümidini kamuoyunda yitirmiş ve anayasasının öngördüğü reformları tahakkuk ettirememiş olup, Türkiye Cumhuriyeti&#8217;nin geleceği ağır bir tehlike içine düşürülmüştür. &#8220;&#8216;Genelkurmay Başkanı Orgeneral Memduh Tağmaç, Kara Kuvvetleri Komutanı Orgeneral Faruk Gürler, Hava Kuvvetleri Komutanı Orgeneral Muhsin Batur ve Deniz Kuvvetleri Komutanı Oramiral Celal Eyiceoğlu&#8217;nun imzasını taşıyan muhtıra 12 Mart Muhtırası şu maddelerden oluştu: Meclis ve hükümet, süregelen tutum, görüş ve icraatlarıyla yurdumuzu anarşi, kardeş kavgası, sosyal ve ekonomik huzursuzluklar içine sokmuş, Atatürk&#8217;ün bize hedef verdiği uygarlık seviyesine ulaşmak ümidini kamuoyunda yitirmiş ve anayasanın öngördüğü reformları tahakkuk ettirememiş olup, Türkiye Cumhuriyeti&#8217;nin geleceği ağır bir tehlike içine düşürülmüştür. Türk milletinin ve sinesinden çıkan Silahlı Kuvvetleri&#8217;nin bu vahim ortam hakkında duyduğu üzüntü ve ümitsizliğini giderecek çarelerin, partiler üstü bir anlayışla meclislerimizce değerlendirilerek mevcut anarşik durumu giderecek anayasanın öngördüğü reformları Atatürkçü bir görüşle ele alacak ve inkılap kanunlarını uygulayacak kuvvetli ve inandırıcı bir hükümetin demokratik kurallar içinde teşkili zaruri görülmektedir. Bu husus süratle tahakkuk ettirilemediği takdirde, Türk Silahlı Kuvvetleri kanunların kendisine vermiş olduğu Türkiye Cumhuriyeti&#8217;ni korumak ve kollamak görevini yerine getirerek, idareyi doğrudan doğruya üzerine almaya kararlıdır. Bilgilerinize…</p>



<h2><br>Reform Hükümeti</h2>



<p>Ordu, 12 Mart 1971&#8217;de bir muhtıra verdi. Parlamento fesh edilmedi, partiler kapatılmadı, Anayasa askıya alınmadı. Ama koşullar çok değişmişti. Askerler bir teknokrat hükümeti istiyorlardı. Eğer böyle bir tarafsız başbakan Meclis içinden çıkar da güvenoyu alırsa, sorun kalmazdı. Bunun için tarafsız bir milletvekili aranmaya başlandı. CHP Kocaeli milletvekili Nihat Erim ismi üzerinde anlaşıldı. 26 Mart günü CHP&#8217;den istifa etti. Böylece artık bağımsız başbakan olan Erim &#8220;partiler üstü reform hükümeti&#8221;ni kurdu.<br></p>



<h2>Balyoz Harekatı</h2>



<p>İsrail Başkonsolosu&#8217;nun Türkiye Halk Kurtuluş Partisi-Cephesi militanları tarafından kaçırılıp öldürülmesinden sonra İstanbul&#8217;da 12 Mart döneminde sol görüşlü yasak yayınların toplanması için ilan edilen sokağa çıkma yasağı ve tutuklamalar zinciridir. Sonucunda TİP ve DİSK kapatılmıştır.</p>



<h2>Kaynakça : </h2>



<p>^İhtilalin Pençesinde Demokrasi Belgeseli Mehmet Ali Birand Can Dündar 1994</p>



<p>^ http://www.milliyet.com.tr/Default.aspx?aType=YazarDetay&amp;ArticleID=525600&amp;AuthorID=63&amp;Date=09.05.2008&amp;ver=60</p>



<p>^ http://www.evrensel.net/haber.php?haber_id=25429</p>



<p>^ http://blog.milliyet.com.tr/yazi-dizisi&#8211;40&#8211;yilinda-tum-ayrintilari-ile-12-mart-muhtirasi-1/Blog/?BlogNo=294659</p>



<p>^ a b http://www.radikal.com.tr/haber.php?haberno=247715</p>



<p>^ http://www.tbmm.gov.tr/develop/owa/secim_sorgu.secimdeki_partiler?p_secim_yili=1969</p>



<p>^ http://www.ensonhaber.com/12-mart-muhtirasi-nedir-2012-03-27.html</p>



<p>^ http://www.belgeler.com/blg/2gal/12-mart-muhtirasi</p>



<p>^ http://www.1001masal.com/node/416</p>



<p>^ Yasin Coşkun &#8220;12 Mart 1971 Muhtırasının İngiliz Arşiv Belgelerindeki Yansıması&#8221;.</p>



<p>^ http://blog.milliyet.com.tr/yazi-dizisi&#8211;40&#8211;yilinda-tum-ayrintilari-ile-12-mart-muhtirasi-3/Blog/?BlogNo=294982</p>



<p>^ http://www.kimkimdir.gen.tr/kimkimdir.php?id=6251</p>



<p>^http://www.sabah.com.tr/Yazarlar/barlas/2009/10/29/komuta_kademesinin_belgeden_haberi_olmasa_bari</p>



<p>^ http://www.milliyet.com.tr/Default.aspx?aType=YazarDetay&amp;ArticleID=509167&amp;AuthorID=63&amp;Date=25.03.2008&amp;ver=66</p>



<p>^ http://www.stargazete.com/gazete/yazar/mahir-kaynak/balyoz-plani-239852.htm</p>



<p>^ http://www.radikal.com.tr/haber.php?haberno=247708</p>



<p>^ http://www.radikal.com.tr/ek_haber.php?ek=ktp&amp;haberno=6501 ^ http://www.tbmm.gov.tr/develop/owa/secim_sorgu.secimdeki_partiler?p_secim_yili=1973<br></p>
<p><a rel="nofollow" href="https://cumhuriyetcihukukcular.org/27-mayis-1960-12-mart-1971-arasi-turkiye-siyaseti/">27 Mayıs 1960 – 12 Mart 1971 Arası Türkiye Siyaseti</a> yazısı ilk önce <a rel="nofollow" href="https://cumhuriyetcihukukcular.org">Cumhuriyetçi Hukukçular Kulübü</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://cumhuriyetcihukukcular.org/27-mayis-1960-12-mart-1971-arasi-turkiye-siyaseti/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Türkiye&#8217;nin Çok Partili Hayata Geçişi ve Demokrat Parti Dönemi</title>
		<link>https://cumhuriyetcihukukcular.org/turkiyenin-cok-partili-hayata-gecisi-ve-demokrat-parti-donemi/</link>
					<comments>https://cumhuriyetcihukukcular.org/turkiyenin-cok-partili-hayata-gecisi-ve-demokrat-parti-donemi/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[IUCHK]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 06 Nov 2020 16:47:36 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Tüm Yazılarımız]]></category>
		<category><![CDATA[Yurttaş 9]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://cumhuriyetcihukukcular.org/?p=1108</guid>

					<description><![CDATA[<p>Onur AKBAŞ Giriş 1923 yılından 1946 yılına kadar tek partili hayattan çok partili hayata geçiş için üç deneme yapıldı. İlki 1924 yılında Terakkiperver Cumhuriyet Fırkası ile gerçekleşti. Ancak cumhuriyetin bile yeni olduğu bu dönem şartlarında bir muhalefetin varlığı mümkün olamamıştı.&#8230; </p>
<p><a rel="nofollow" href="https://cumhuriyetcihukukcular.org/turkiyenin-cok-partili-hayata-gecisi-ve-demokrat-parti-donemi/">Türkiye&#8217;nin Çok Partili Hayata Geçişi ve Demokrat Parti Dönemi</a> yazısı ilk önce <a rel="nofollow" href="https://cumhuriyetcihukukcular.org">Cumhuriyetçi Hukukçular Kulübü</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p class="has-text-align-right"><strong>Onur AKBAŞ</strong></p>



<h3><strong>Giriş</strong></h3>



<p>1923 yılından 1946 yılına kadar tek partili hayattan çok partili hayata geçiş için üç deneme yapıldı. İlki 1924 yılında Terakkiperver Cumhuriyet Fırkası ile gerçekleşti. Ancak cumhuriyetin bile yeni olduğu bu dönem şartlarında bir muhalefetin varlığı mümkün olamamıştı. Fırka altı ay sonra kapatıldı. Yöneticilerinin bir kısmı Atatürk’e suikast davasında idam edilmiştir.</p>



<p>İkinci deneme 1930 yılında Serbest Fırka ile yapılmıştır. Fakat ömrü çok kısa olmuştur. 96 gün sonra Fırka kapatılmıştır.</p>



<p>1946&#8217;da Demokrat Parti gelmiştir.</p>



<p>Dünyayı saran ekonomik kriz ilk yıllarını yaşayan cumhuriyete büyük zarar vermekteydi. Ülkenin her bir köşesi maddi manevi bir perişanlık içerisindeydi. Atatürk hem ekonomik hem siyasi olarak bu durumdan kurtulmanın yollarını arıyor ve Batı ile bir bütünlük sağlayarak Türkiye’yi çağdaş dünyanın içine sokmayı hedefliyordu.&nbsp; Bu hedefe ulaşmak için ise yapılması gerekenin çok partili hayata geçmek olduğunu düşünüyordu.</p>



<h3><strong>Milli Şef ve Dörtlü Takrir</strong></h3>



<p class="has-drop-cap">Mustafa Kemal Atatürk 10 Kasım 1938’de vefat etmiş Cumhuriyet Atatürksüz kalmıştı. Meclis 11 Kasım 1938’de cumhurbaşkanı olarak İsmet İnönü’yü seçmişti. Başbakanlığa Celal Bayar’ı atanmıştı fakat Bayar birkaç ay sonra bu görevden istifa etmişti. İsmet İnönü ile Celal Bayar iki ayrı kutup gibiydiler.</p>



<p>1938 yılında Celal Bayar’ın başkanlık ettiği Cumhuriyet Halk Partisi 1. Olağanüstü Kurultayı&#8217;nda İsmet İnönü değişmez genel başkan ve milli şef ilan edildi. Tek adam olmak yönündeki ilk işaret olarak algılanabilecek bu olay sonrasında İsmet İnönü isterse ölene kadar partinin başında kalabilecekti. Kurultayın Milli Şef&#8217;e bağlılık mesajını ise Adnan Menderes okumuştu.</p>



<p>8 Mayıs 1945’te savaşın bitimiyle San Francisco&#8217;da Birleşmiş Milletler&#8217;in kuruluşuna imza attılar. Artık yeni dünyada demokrasi ilkeleri geçerli olacaktı. Stalin, Türk-Sovyet saldırmazlık anlaşmasını feshetti. Ruslarla gerildik ve Batıyla etkileşimimiz hızlandı. Batının anahtarı ise çok partili hayata geçiş olarak düşünülüyordu.</p>



<p>1945 19 Mayıs nutkunda ilk kez İsmet İnönü demokrasiye geçiş sözü verdi.</p>



<p>Bu rejimin provası olarak toprak rejimi oldu. Daha adil bir toprak dağılımı için büyük toprak sahiplerinin bir kısmının toprağı kamulaştırılacaktı. CHP içindeki toprak ağaları buna karşı çıkacaktı. İlk karşı çıkanlardan birisi Adnan Menderes&#8217;ti. Mayıs sonunda yapılan bütçe oylamasında yedi ret oyu çıkmıştı ve artık muhalefetin isimleri belli olmuştu.</p>



<p>Ardından Dörtlü Takrir olarak tarihe geçecek olan önerge meclis grubuna sunulmuştur. Önergede İnönü’nün 19 Mayıs’ta yapmış olduğu konuşmaya atıf yapılarak 3 istek sıralanıyordu: Meclis denetiminin yapılması, siyasal özgürlüklerin genişletilmesi ve parti çalışmalarının yeniden düzenlenmesi. Önergede ise Celal Bayar, Refik Koraltan, Fuat Köprülü, Adnan Menderes’in imzası vardı.</p>



<p>Dörtlü Takrir ağır bir şekilde eleştirildi ve bu dört kişi arasından en çok sivrilen iki isim partiden ihraç edilmişti. Bu isimler Fuat Köprülü ve Adnan Menderes’ti. Celal Bayar ise yaşanan olaydan kısa bir süre sonra milletvekilliğinden istifa etmiş fakat partiyle bağını koparmamıştı.</p>



<h3><strong>Demokrat Parti&#8217;nin Kuruluşu ve İktidara Gelişi</strong></h3>



<p class="has-drop-cap">1 Kasım 1945 yılında İnönü Meclis açılış konuşmasında bizim tek eksiğimiz hükümet partisinin karşısında bir partinin bulunmamasıdır diyerek çok partili hayata bir işaret vermiştir. İnönü bundan önceki girişimlerin istenen sonuca ulaşamamasını bir talihsizlik olarak görüyor ve o an gelinen noktada demokrasi bilincinin yerleşmiş olduğu kanaatiyle bu sefer çok partili hayata geçilebileceğini düşünüyordu.</p>



<p>Çankaya’dan yanan yeşil ışık ve Refik Koraltan’ın da partiden ihraç edilmesiyle yeni kurulacak partinin kurmay kadrosu şekillenmişti.</p>



<p>7 Ocak 1946’da Demokrat Parti kurulmuş ve 23 yıllık tek partili hayat değişmişti. Menderes&#8217;e yeni partinin CHP’ye nazaran yeri neresidir diye sorulduğunda Menderes iki parmak daha solundadır diye cevap vermişti. Fakat programlarına bakıldığında bu böyle görünmemekteydi. Demokrat Parti&#8217;nin iki temel hedefi vardı. Ekonomide liberalist, siyasette demokrasi. Genel başkan olarak Celal Bayar seçilmişti.</p>



<p>İnönü şubat ayında aldığı kararlarla liberalizmin önünü kendisi açmak istedi. Önce öğrencilere örgütlenme hakkı tanındı ardından üniversitelere özerklik verildi, basın suçları affedildi, köylüyü ezen vergiler kaldırıldı, işçilere sigorta hakkı tanındı.</p>



<p>Sonrasında CHP olağanüstü olarak yeniden toplandı. İnönü bir önceki olağanüstü toplantıda değişmez genel başkan seçilmişti fakat 8 sene sonra bunu kendi isteğiyle bu unvana son verildi. Artık genel başkan seçimle iş başına gelecek ve değişebilecekti. Tek şefli parti de tarihe karışıyordu.</p>



<p>İnönü aynı kurultayda seçim tarihini geriye çekmişti. DP henüz bir seçime hazır değildi. Adnan Menderes Aydın’dan ve Kütahya’dan aday olmuş ve Kütahya’dan milletvekili olmuştu. 46 seçimlerinde başta İnönü sorumlu tutulmakla beraber hile yapıldığı düşünülmekteydi. Bu durum ileriki dönemlerde Demokrat Partililer tarafında sıkça propaganda konusu haline getirilmiş ve bu sayede arkalarına bir kitle toplamışlardı. 465 milletvekilinden 62&#8217;sini DP kazanmıştı.</p>



<p>İlk çok partili meclis 5 Ağustos 1946&#8217;da açıldı. Fevzi Çakmak ile İsmet İnönü cumhurbaşkanlığı seçimine katılmış ve İsmet İnönü cumhurbaşkanı seçilmiştir.</p>



<p>Tarih bu kez 14 Mayıs 1950 seçimine geldiğinde ise 8 milyon seçmenin &nbsp;%89 katılım oranında ve gizli oy ile kullanılan oylar sonucu CHP 69, DP ise 408 milletvekili kazanmıştı.</p>



<figure class="wp-block-image size-large"><img loading="lazy" width="847" height="469" src="https://cumhuriyetcihukukcular.org/wp-content/uploads/2020/11/menderes-1-1.jpg" alt="" class="wp-image-1113" srcset="https://cumhuriyetcihukukcular.org/wp-content/uploads/2020/11/menderes-1-1.jpg 847w, https://cumhuriyetcihukukcular.org/wp-content/uploads/2020/11/menderes-1-1-300x166.jpg 300w, https://cumhuriyetcihukukcular.org/wp-content/uploads/2020/11/menderes-1-1-768x425.jpg 768w" sizes="(max-width: 847px) 100vw, 847px" /></figure>



<p>Celal Bayar cumhurbaşkanı seçilmişti. Adnan Menderes ise Bayar’ın isteği ile başbakan olmuştu. DP dönemi 29 Mayıs 1950 yılında Adnan Menderes&#8217;in hükümet programını okuduğu gün fiilen başlamıştı. Vaatler kısmında ise özgürlük ve refah vurgusu yapılmıştı. Konuşmanın en akılda kalıcı kısmı ise halka mal olmuş inkılaplara dokunulmayacağı olmuştu. Henüz benimsenmeyenler hakkında ise ucu açık bir durum söz konusuydu.</p>



<h3><strong>NATO’ya Giriş ve Kutuplaşmalar</strong></h3>



<p>DP’nin yaptığı ilk icraat, ezanı Arapçaya çevirmek olmuştu. 1932&#8217;de çıkan bir kanunla ezanın Arapça okunması yasaklanmıştı. 1950 Haziranına geldiğinde bu kanun kaldırıldı. DP&#8217;nin bu hamlesi kendilerini destekleyen aydınları ve askeri kesimi rahatsız etmişti. Bayar yasaya onay vermeyi erteliyordu. Menderes ise Ramazan ayına yetiştirmek için bu işi hızlı bir şekilde halletmek istiyordu. Yasa gecikince Menderes istifa dilekçesi yazarak Bayar’a gönderdi. Menderes adeta güç bende mesajı veriyordu. Bayar istifa mektubunu iade etti ve ezan yasasını yürürlüğe soktu. Bayar ve Menderes arasındaki ilk burukluk bu şekilde olmuştu.</p>



<p>Sonrasında Menderes, İsmet İnönü’yü unutturma kampanyası başlattı. Paralardaki resmini kaldırttı, Beyaz Trenini halka açtı, Savarona’nın artık kullanılmaması kararı aldı.</p>



<p>Bu sırada Kore Savaşı patlak vermişti (25 Haziran 1950). Soğuk savaşın 2 tarafı olan kapitalist ve sosyalist dünya Kore’de ilk defa karşı karşıya geliyordu ve Türkiye hala kendini yalnız hissediyordu. İkinci Dünya Savaşı&#8217;na girmeyen Türkiye, Batı ile tam bir bütünlük sağlayamamıştı. Savaş sonrası Sovyetler, Boğazlar ve Doğu Anadolu’da hak iddia edince Türkiye Batı&#8217;ya yanaşmıştı. 1946’da boğazlarına giren Missouri zırhlısı artık Türkiye’nin yalnız olmadığını gösteriyordu. Ardından Truman Doktrini ile 100 milyon dolarlık askeri malzeme, Marshall yardımı ile de 10 yılda 3 milyar dolar yardım alacak; ekonomik ve askeri açığını bu şekilde yamayacaktı. Fakat Türkiye hala siyasi olarak yalnızdı. Amacı NATO’ya girebilmekti fakat başvurular her zaman kibarca reddediliyordu. Kore’de Türkiye’nin vereceği destek Türkiye’ye NATO’nun kapılarını açabilirdi.</p>



<p>Türkiye savaşa girme kararı almıştı. CHP’nin tüm ısrarına rağmen karar meclise sunulmadan onaylandı. 4500 kişilik Türk Tugayı savaşa katılmıştı. Bu savaşa katılmanın sonucunda Yunanistan ile birlikte Türkiye de NATO&#8217;ya katılmıştı. Türkiye artık tarafını seçmiş oldu.</p>



<p>Yardımların ülkeye girmeye başlamasıyla beraber yabancı sermayeyi teşvik ve Petrol Kanunu yürürlüğe sokuldu. Türkiye yabancı sermayelere açılıyordu. Petrol Kanunu&#8217;nun çıkmasıyla beraber ülkeye gelen yabancı şirketler istedikleri oranda petrol bulamamışlardı. Bu sebeple bu kanunun esas önemi CHP ve DP’nin arasındaki gerilimi arttırmasıdır.</p>



<p>1952 yılında CHP’nin haksız iktisapları adı altında bir sorun gündeme geldi. CHP’nin tek partili dönemde edindiği tüm mallar haksız iktisap sayılıyor ve hazineye geri verilmesi isteniyordu. Öncelikle CHP’nin genel merkezine el kondu. Burası Atatürk’ün ilk meclisi topladığı tarihi binaydı. Ulus gazetesi de bu mallar arasındaydı. Haksız İktisap Yasası bir ay sonra gündeme geldi. DP bu olaylardan önce de Millet Partisi&#8217;ni gericilik iddiasıyla kapatmıştı. Bu kadarı Bayar’a bile fazla gelmişti. Bayar yıllar sonra yazdığı yazılarında bunu belirtmiş, engel olmak istemiş fakat başaramamıştır.</p>



<p>1954 seçimlerinde DP &#8220;yaptıklarımız yapacaklarımızın teminatıdır.&#8221; propagandasıyla, ekonomik kalkınma hareketlerini göstererek oylarını yüzde 54&#8217;ün üzerine çıkartmıştı. Meclisteki sandalyelerin yüzde 93&#8217;ü DP’nin elindeydi.</p>



<p>1954 seçimi sonrası DP gücünün zirvesindeydi. Celal Bayar’ın ardından Adnan Menderes de Amerika’yı ziyaret etmiş, orada çok sıcak karşılanmış ve konuşmalarında Sovyetler hakkında ağır konuşmuştu. Fakat konu ekonomik yardımlara geldiğinde Amerika’nın tavrı bir anda değişmişti. Türkiye’nin talebi olan 300 milyon dolarlık kredi reddedilmişti çünkü Amerika yatırımlarda biraz hızlı gidildiği kanısındaydı. Türkiye’nin ticaret açığı büyüyor ve ödemeler gecikiyordu. Seçim öncesi tarım ürünlerine yüksek fiyat verilmiş ve bu da enflasyonu arttırmıştı. Bu yüzden Amerika Türkiye’ye sadece 30 milyon dolar hibe vermişti.</p>



<p>Amerika’dan istediğini alamayan DP, öcünü kendisine oy vermeyenlerden almaya başladı. Malatya ikiye bölündü, Adıyaman ayrıldı. Kırşehir bir kanunla ilçe oldu. Yeni bir yasa ile radyo siyasal partilere kapatıldı. Memurların siyasal hakları kısıtlandı. Yaş sınırına bakılmaksızın memurların işten el çektirilebilmesini sağlayan bir yasa çıktı. Bunlara karşı çıkanlar ise hapse atılıyordu. Kurulmaya çalışılan demokrasi değişiyordu.</p>



<p>İsmet İnönü ve Adnan Menderes’in arasındaki gerginlik yeniden alevlenmişti. Kışlalarda yavaş yavaş ihtilal ihtimalleri tartışılmaya başlamıştı. Ezanın Arapçaya dönmesiyle başlayan rahatsızlık, iktidarın İnönü’ye sataşmasıyla alevleniyordu. Aynı zamanda Marshall yardımları çerçevesinde eğitmen olarak Türkiye’ye gelen Amerikan subaylar askerleri rahatsız etmekteydi. Aynı zamanda Genelkurmay&#8217;ın Milli Savunma Bakanlığı&#8217;na bağlanması, askeri yargının kaldırılması gibi reformların gündeme gelmesi de askerleri tedirgin etmeye başlamıştı. Fakat Menderes henüz askerleri karşısına almak istemediği için bu reform hareketlerini ertelemişti. Ama askerler kendi aralarında örgütlenmeye başlamışlardı bile.</p>



<figure class="wp-block-image size-large"><img loading="lazy" width="1024" height="732" src="https://cumhuriyetcihukukcular.org/wp-content/uploads/2020/11/3-CELAL-BAYAR-1884-1986-1-1024x732.jpg" alt="" class="wp-image-1115" srcset="https://cumhuriyetcihukukcular.org/wp-content/uploads/2020/11/3-CELAL-BAYAR-1884-1986-1-1024x732.jpg 1024w, https://cumhuriyetcihukukcular.org/wp-content/uploads/2020/11/3-CELAL-BAYAR-1884-1986-1-300x215.jpg 300w, https://cumhuriyetcihukukcular.org/wp-content/uploads/2020/11/3-CELAL-BAYAR-1884-1986-1-768x549.jpg 768w, https://cumhuriyetcihukukcular.org/wp-content/uploads/2020/11/3-CELAL-BAYAR-1884-1986-1.jpg 1200w" sizes="(max-width: 1024px) 100vw, 1024px" /></figure>



<p>Halk arasında da bakanlar hakkında yolsuzluk söylemleri gündeme gelmekteydi. 1955 baharında 11 milletvekili meclise önerge vererek ispat hakkı istediler. Mevcut yasalara göre bir bakan hakkında basında yolsuzluk iddiası gündeme gelir de konu mahkemeye taşınırsa duruşmada basına, yazdıklarını kanıtlama hakkı tanınmıyordu. Önergeyi veren milletvekilleri bu hükmün değişmesini istedir. Bir yolsuzluk iddiası varsa bunun mahkemede kanıtlanabilmesini istediler. Masum bir hukuki talep gibi gündeme gelse de ispat hakkı bir anda siyasal bir içerik kazandı. Grup yolsuzlukları örten dokunulmazlık hakkının kaldırılmasını istiyordu. Menderes ise ispat hakkına karşı çıktı çünkü iftiraların sonunun gelmeyeceğini düşünüyordu. 11 milletvekilini yanına çağırdı ve bu önergeyi geri çekmelerini istedi. Fakat geri çekmediler ve akabinde ihraçlar başladı. 19 milletvekili de istifa ederek Hürriyet Partisi&#8217;ni kurdular. Bu olayların yaşanmasıyla şikayetlerin ardı arkası kesilmemişti.</p>



<p>Ekonomi ise gittikçe kötüleşmeye başlamıştı. Buğday üretiminde dünya dördüncüsü olan Türkiye, Amerika’dan buğday satın alıyordu. Bunda o dönem yaşanan kuraklığın da etkisi vardı. Yatırımlar azalmaya başlamıştı. Dış kredi de sağlanamıyordu, ithalat kısıtlanmıştı ve karaborsa baş göstermeye başlamıştı.</p>



<h3><strong>6-7 Eylül Olayları</strong></h3>



<p class="has-drop-cap">6 Eylül 1955&#8217;te Hükümet, Kıbrıs sorununa el atmıştı ve müzakerelere başlanmıştı fakat konu kilitlenmişti. Hükümet yetkilileri sorunu ertelemeyi planlıyorlardı. Fakat sonrasında &#8220;Selanik’te Atatürk’ün evi bombalandı&#8221; yalan haberiyle halk sokağa dökülmüş ve azınlıkların evlerine, dükkanlarına büyük hasarlar vermeye başlamışlardı. İstanbul tanınmaz haldeydi. Olaylara tanklarla müdahale edilmiştir. İstanbul Valisi istifa etmişti. Meclis grubunda da istifaların ardı arkası kesilmiyordu. Eleştiriler çığ gibi büyüyordu.</p>



<figure class="wp-block-image size-large"><img loading="lazy" width="500" height="354" src="https://cumhuriyetcihukukcular.org/wp-content/uploads/2020/11/adnan-menderes-yassi-ada-durusmalarinda-min.jpg" alt="" class="wp-image-1114" srcset="https://cumhuriyetcihukukcular.org/wp-content/uploads/2020/11/adnan-menderes-yassi-ada-durusmalarinda-min.jpg 500w, https://cumhuriyetcihukukcular.org/wp-content/uploads/2020/11/adnan-menderes-yassi-ada-durusmalarinda-min-300x212.jpg 300w" sizes="(max-width: 500px) 100vw, 500px" /></figure>



<p>İktidar artık uzlaşı yerine baskıyı tercih etmeye karar vermişti. 23 yargıç emekli edildi, Basın Yasası çıkarıldı. Resmi şahıslar hakkında kötü düşünceyi davet edecek yayınlar yasaklandı. Bu yasaya her şey girebilirdi ve basın bu yasanın büyük baskısı altında kalmıştı. Cezalar da ağırlaşmaya başlamıştı. Hapishaneler gazeteci yazarlarla dolmuştu.</p>



<p>Basın Kanunu&#8217;ndan 20 gün sonra da toplantı ve gösteri yürüyüşlerini düzenleyen bir kanun çıkarıldı. Artık protesto amaçlı her gösteri suç sayılacak ve dağıtılması için hedef gösterilmeksizin ateş edilebilecekti.</p>



<h3><strong>Darbe&#8217;nin Ayak Sesleri</strong></h3>



<p>1957 seçimleri DP için pek de iç açıcı değildi oyların yüzde 48&#8217;ini alabilmişti. Toplanan muhalif kesimden daha düşük bir oy oranına sahiplerdi. CHP’nin milletvekili sayısı 31’den 178’e yükselmişti.</p>



<p>Seçim sonrası Menderes devalüasyon kararı aldı. Dolar 2.80 iken 9 olmuştu. Halk birden artan hayat pahalılığı altında ezilmişti. Asker de Türk Lirası&#8217;nı gururu gibi görüyordu ve refah getirmek vaadiyle gelen DP&#8217;ye tepkiler hayli artmaktaydı.</p>



<p>Bu sırada Menderes bir ihtilal girişiminin olacağının bilgisini aldı ve iktidar hemen bir kriz masası toplayarak konuyu Celal Bayar’ın başkanlığında ele aldı. Milli Savunma Bakanı Şemi Ergin böyle bir hazırlığın olmadığını iddia etmişti. Fakat toplantıdan birkaç saat önce ihtilalciler tarafından Şemi Ergin’e ihtilalin liderliği teklif edilmişti. Ergin bu teklifi reddetmişti. Toplantı sonrasında Faruk Güventürk’ün de aralarında bulunduğu 9 subay tutuklandı ve 3 hafta sonra radyolarda duyuruldu. Duyuruda iktidara yönelik bu hareketin TSK&#8217;ye mal edilemeyeceği özellikle vurgulandı. Bayar tehlikenin farkındaydı ve önlem alınması gerektiğini düşünüyordu. İlk iş olarak Şemi Ergin istifaya zorlanmıştı. Menderes ise bu tehlikeye adeta kulağını tıkıyordu.</p>



<p>17 Şubat 1959 günü Menderes Londra’ya Kıbrıs Cumhuriyeti&#8217;ni kuran Londra-Zürih anlaşmalarını imzalamaya gidiyordu ki Menderesin uçağı düştü. 14 kişinin öldüğü kazada Başbakan şans eseri kurtulmuştu. Bu olaydan sonra hem muhalefetle ilişkisini düzeltmiş hem de kitlelerle olan bağı kuvvetlenmişti. Ülkeye döndüğünde büyük bir coşkuyla karşılanmıştı. Bu olay dönemin siyasi gerginliğini yumuşatmıştır.</p>



<p>&nbsp;1959 yılına gelindiğinde ihtilal örgütü dağınık bir haldeydi. Toplantılar yapıyorlar fakat harekete geçemiyorlardı. DP hükümeti tedirginlik içerisindeydi. Acaba İsmet İnönü ile asker el ele vermiş bir darbe mi planlıyorlardı? İsmet İnönü de gerek asker olmasından gerekse askerler arasında çok saygı duyulan bir insan olmasından dolayı böyle bir oluşumun varlığından haberdardı fakat kendisi bu oluşuma dahil olmamıştı. Örgütün hala bir lideri yoktu.</p>



<p>Cemal Gürsel ise o dönemde Kara Kuvvetleri Komutanlığı&#8217;na gelmişti. Örgüt Cemal Gürsel’e&nbsp; liderlik teklif ettiğinde Gürsel ne evet ne hayır demişti. Fakat şimdilik ondan istenen bazı ihtilalcilerin ordunun kilit noktalarına atanmasıydı ve belli başlı kilit noktalara atamalar gerçekleştirildi.</p>



<p>18 Nisan 1960 işi çığırından çıkaran gelişme DP’nin tahkikat kurulu kurulması olmuştu. CHP&#8217;nin seçim dışı yollarla iktidara gelmeye çalıştığı, silahlandığı, bir hücre örgütü kurduğu, isyan hazırlığında olduğu gerekçesiyle bir komisyon kurmuştu ve bu komisyon 3 ay boyunca CHP&#8217;nin faaliyetlerini soruşturacaktı. Kurulan komisyon işe başlarken tüm siyasal faaliyetleri yasakladığı gibi komisyonla ilgili haberlere de yayın yasağı koydu. Komisyona olağanüstü yetkiler verildi. Komisyon, basını ve muhalefeti yargılayacak; hatta cezalandıracak ve verdiği kararlara itiraz edilemeyecekti.</p>



<p>İnönü ise bu yasadan sonra yaptığı tarihi konuşmasında ‘’Şartlar tamam olduğu zaman milletler için ihtilal meşru bir haktır. Bu yolda devam ederseniz ben de sizi kurtaramam.’’ demiştir.</p>



<p>Halk artık isyan etmeye başlıyordu. Bu isyanın başlarında da üniversiteler geliyordu. 28 Nisan 1960 günü özellikle İstanbul ve Ankara’da başlayan öğrenci eylemlerinde &#8220;Diktatör istemiyoruz, hürriyet!&#8221; sloganları atılıyordu. Polis müdahalesi başladı. Ölüler ve yaralıların sayısı gittikçe artınca olaylara asker müdahale etti. Fakat askerin müdahalesi sırasında &#8220;Türk ordusu çok yaşa, ordunun yanındayız!&#8221; sloganları atılmaya başlanınca asker ve halk kucaklaşmaya başlamıştı. Anlaşılan o ki artık askerin namlusu iyice iktidara dönmüş durumdaydı. Sıkıyönetim ilan edilmiş ve üniversiteler kapatılmıştı.&nbsp;</p>



<p>Menderes ise olayların sadece büyük birkaç kentte olduğunu, ülkenin genelinin sükunet içinde olduğunu düşünüp olaylara önem vermiyordu.</p>



<p>21 Mayıs 1960&#8217;ta Harbiye ayaklandı ve iktidara açık şekilde meydan okuyordu. Başbakanlıkta bir zirve toplanarak Harbiye tatil edildi ve silahları ile birlikte İzmir’e nakledildi. İhtilal komitesi, Harbiye giderse ihtilalin olmayacağını biliyordu. Komiteden habersiz yapılan bu Harbiye yürüyüşü komiteyi tedirgin etmişti ve komite acil bir şekilde toplanarak süreci hızlandırma kararı almıştı.</p>



<p>Kısa sürede tüm hazırlıklar tamamdı. Askeriyenin alt ve üst kademeleri ihtilale hazırdı. Artık iktidar birkaç günlük uzaklıktaydı.</p>



<h3><strong>Darbe</strong></h3>



<p>27 Mayıs 1960 gece saat 3&#8217;te TSK adına ihtilal hareketi başlamıştı. Önce İstanbul’daki zırhlı birlikler harekete geçti. Ardından Harp Okulu&#8217;ndan 4 birlik çıktı. İlk görev Merkez Komutanını teslim almaktı. Zira Merkez Komutanlığı&#8217;nın direnmesi ihtilalin önündeki en büyük engeldi.</p>



<p>Merkez Komutanı uyandırılıp durum anlatıldığında komutan birliklere ihtilale katılmalarını emretti. Böylelikle en büyük engel aşılmış oldu. Ancak orduevindeki komutanlar direnme kararı verince ateş açıldı ve Ankara uyanmıştı, Cumhurbaşkanı Celal Bayar da uyananlar arasındaydı. Kurulan ihtilal karargahından Celal Bayar’a 45 dakika içerisinde teslim olması gerektiği mesajı verilmişti. Bayar zihninde direniş kararı alsa da Muhafız Alayı&#8217;nın da ihtilalcilerden oluştuğunu fark etmişti. Fakat yine de silahını yanına alarak direnme kararı aldı. Askerler yanına geldiğinde ise Bayar milli iradeyle geldiğini ve ancak milli iradeyle gideceğini söylemişti. Askerlerin ısrarlı teslim olması yönündeki çağrılarına karşılık olarak silahını çekmiş fakat karşısındakilere değil namluyu kendisine doğrultmuştu. O esnada askerler Bayar’ın üzerine atılarak bu girişimi engellemişlerdi.</p>



<p>Askeri hedefler ele geçirildiğinde sıra sivil hedeflere gelmişti ve en önemli hedefler radyolardı çünkü ihtilal halka duyurulmalıydı. İlk hedef radyoeviydi. Radyoevini ele geçirmekle görevlendirilen subay ise Alparslan Türkeş’ti.</p>



<p>Askerler başkentin kilit noktalarını ele geçirmişlerdi. Anadolu’daki ordu komutanlarına da haber veriliyordu.</p>



<p>Sabahın ilk ışıklarında ise Demokrat Partililerin kapılarının önünde Harbiyeliler vardı. Tutuklamalar başlıyordu. 73 kişilik bir tutuklama listesi mevcuttu fakat iş çığırından çıkmıştı. Harbiye’ye getirilenlerin sayısı 200&#8217;ü geçmişti.</p>



<p>Ankara’da silahlar konuşurken Adnan Menderes Eskişehir’deydi ve Ankara’dan haber almaya çalışıyordu fakat alamamaktaydı. Bunun üzerine Eskişehir’i terk etme kararı almıştı. Fakat kaçışı çok sürmeyecekti. Albay Muhsin Batur, Menderes’i teslim almıştı ve Ankara’ya götürüyordu. Eş zamanlı olarak ise emekli olmasına 3 hafta kalan Cemal Gürsel de İzmir’den Ankara’ya gelmekteydi. Orgeneral Cemal Gürsel radyoda bir tebliğ duyurdu. Artık iktidarın tamamı Harp Okulu&#8217;ndaydı.&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;</p>



<p>10 yıllık iktidar 4 saatte devrilmişti.</p>



<p>Artık sorulması gereken asıl soru soruluyordu. Şimdi ne olacak?</p>



<h3><strong>Milli Birlik Komitesi</strong></h3>



<p class="has-drop-cap">Halk bu darbeyi çok büyük bir coşku ile kutluyordu. İhtilalciler bile bu kadar destek alacaklarını beklemiyorlardı. Cemal Madanoğlu şimdi ne olacak sorusuna cevap olarak öncelikle Bayar’ı istifaya zorlayarak yeni rejimi tamamen ortadan kaldırmak istemişti. Fakat Bayar kesinlikle istifa etmeyeceğini söylemişti. Bunun üzerine Madanoğlu profesörleri çağırarak bir kurucu meclis oluşturmaya karar vermişti. Ordu bu kurucu meclise iktidarı devredecek ve kışlasına çekilecekti. Sıddık Sami Onar başkanlığındaki profesörler heyeti ise buna karşı çıkarak yeni bir yol önermişti. Yasama yetkisi ile donatılmış bir ihtilal komitesi kurulmasını istemişlerdi. Fakat komiteyi kurmak kolay değildi. Generaller albayların emrinde eşi görülmemiş bir subaylar topluluğu söz konusuydu. Subaylar farklı örgütlerden bir araya gelmişlerdi ve çoğu birbirini tanımıyordu. Bunlara Cemal Gürsel de dahildi. O sadece simgesel olarak ihtilalin başıydı ve subayların birçoğunda &#8220;ihtilali ben yaptım&#8221; havası mevcuttu. Komiteyi oluşturmak çok zor olacaktı zira beyin kadrosu bölünmüş durumdaydı.</p>



<p>En kıdemlilerden 8 subay 38 kişilik bir komite listesi oluşturdular. Milli Birlik Komitesi hazırdı, yasama ve yürütme görevi bu komiteye aitti. Listenin en başında Cemal Gürsel vardı. Cemal Gürsel de üniversiteye inandığını söyledi ve yeni bir Anayasa istediğini söyledi.</p>



<p>O sabah İsmet İnönü’nün evinin önünde ise yüzlerce insan vardı. Herkes tezahüratlar atıyor ve sevinç gösterileri sergiliyorlardı. Fakat İnönü daha farklı bir ruh hali içerisindeydi. Adeta korktuğu başına gelmişti. Askerin ne zaman gideceği ve giderken ne bırakacağı meçhuldü. Cemal Gürsel’in o sabah radyolar aracılığıyla yaptığı konuşmasında Gürsel her ne kadar &#8220;Diktatör olmak niyetinde değiliz.&#8221; açıklaması yapmış olsa da İnönü tedirgindi. Aynı zamanda CHP ve asker ortak darbe yapmış gibi bir izlenim uyanıyordu fakat iki taraf da böyle bir izlenimin uyanmasını istemiyordu. İnönü bu bizim ihtilalimiz değil açıklaması yapmış olsa da bir kısım CHP’liler çoktan ihtilalcilerle beraber DP’lileri tutuklama kampanyasına girmişlerdi bile.</p>



<p>Cemal Gürsel ile İnönü’nün konuşmasında Gürsel böyle bir darbeyi ondan habersiz yaptığı için üzgün olduğunu, eğer haber verilseydi İnönü’nün bu ihtilali durdurmaya çalışacağını bildiği için habersiz yaptığını söyleyerek ondan özür dilemiş ve bir emrinin olup olmadığını sormuştu. İnönü ise bu işin hayırlı olması için elinden geleni yapacağını söylemişti. Gürsel, İnönü’nün manevi desteğini bu şekilde alarak İnönü’nün darbeyle hiçbir alakası olmadığını açıklamıştı ve 3 ay içerisinde demokrasinin tekrar yerleşmesi açısından bir seçim yapacaklarını söylemişti.</p>



<p>Fakat seçimi erkenden yapmayı istemeyen bir kesim de mevcuttu. Çünkü bu seçimle iktidar hiç kuşkusuz direkt olarak CHP&#8217;ye bırakılacak demekti. Bu da ordunun tarafsızlığına zarar vermiş olacaktı.</p>



<p>Seçim istemeyen bir başka grubun gerekçesi ise DP’liler yargılanmadan DP bir seçime girmemeliydi. Anayasa Komisyonu da bu görüşü desteklemişti. Yapılanın bir darbe olmadığı hatta bir devrim olduğu, darbenin meşruiyetini kaybetmiş bir iktidara yapılan eylem olduğunu yazdıkları raporda dile getirmişlerdi.</p>



<p>Erkenden seçime gitmek isteyen askerlerin eli kolu bağlanmış oldu. Menderes ve Bayar’ın da bulunduğu 400 Demokrat Partili Yassıada’da yargılanacaktı.</p>



<p>Ordunun artık işleri yoluna koymadan çekilmeyeceği kesinleşmişti. Milli Birlik Komitesi yasalar çıkarmaya başladı ve artık bir meclis gibi çalışıyordu, yasama yetkisini eline almıştı. Darbenin hukuki dayanağı ise İç Hizmet Kanunu’ndaki bir maddeydi. Bu maddeye göre Türk ordusu, Türk Cumhuriyeti&#8217;ni korumak ve kollamakla görevliydi. 1924 Anayasası askıya alınmıştı. Cemal Gürsel ise devlet başkanı oldu.</p>



<p>Anayasa Komisyonu da Cumhuriyetin gördüğü en demokratik en özgürlükçü Anayasası üzerinde çalışmaya başlamıştı.</p>



<p>MBK’nin çıkarttığı bir numaralı yasada Yassıada’yı ilgilendiren bir madde vardı. Bir Yüksek Adelet Divanı kurulacaktı ve görevi eski iktidarı yargılamaktı. Divanın kararlarına itiraz edilemeyecek sadece idam kararların infazı MBK’nin onayına tabi olacaktı. Kimlerin yargılanacağına ise Yüksek Soruşturma Kurulu karar verecekti.</p>



<p>Demokrat Parti ise kapatılmıştı. Karar bir avukatın başvurusu üzerine ve partinin beş yıldır kongresini yapmaması üzerine verilmişti. Yargılama beş dakika bile sürmemişti.</p>



<h3><strong>Yargılamalar ve Silahlı Kuvvetler Birliği</strong></h3>



<figure class="wp-block-image size-large"><img loading="lazy" width="650" height="426" src="https://cumhuriyetcihukukcular.org/wp-content/uploads/2020/11/3358_6.jpg" alt="" class="wp-image-1111" srcset="https://cumhuriyetcihukukcular.org/wp-content/uploads/2020/11/3358_6.jpg 650w, https://cumhuriyetcihukukcular.org/wp-content/uploads/2020/11/3358_6-300x197.jpg 300w" sizes="(max-width: 650px) 100vw, 650px" /></figure>



<p>Davalar 5 aylık bir soruşturmanın ardından ekim ayında başlamıştı. 592 sanık 19 ayrı davadan yargılanacaktı. Divan 15 yargıç ve 9 savcıdan kuruluydu. Başkan Salim Başol’du ve 11 ay sürecek olan davalar başlamıştı.</p>



<p>Mahkeme ilk yargılamalarına basit ve küçük suçlamalarla başlamıştı. Bu durum mahkemenin itibarını düşürmüştü.</p>



<p>O sıralarda ihtilal komitesindeki subaylarda birbirine düşmüştü. Komite içinde derhal seçime gitmek isteyenler ve istemeyenler arasındaki çekişme gittikçe büyüyordu. Fakat istemeyenler çoğunluktaydı. Bu gerginlik her alana yayıldı. Önce 235 general ve 5000 subay emekliye sevk edildi. Ardından sıra üniversitelere gelmişti, 147 öğretim üyesi birbirini tutmayan gerekçelerle üniversiteden atıldı. Eleştiriler artınca da basına yasaklar getirildi. MBK, DP’nin yaptığı hatalara düşmeye başlamıştı. İşler çığırından çıkmaya başlamıştı ve Cemal Gürsel de kontrolü kaybetmeye başlamıştı.</p>



<p>İnönü seçimi geciktirecek her türlü harekete karşıydı. Seçimin yapılması taraftarı olan Madanoğlu, İnönü’nün desteğini almış durumdaydı. Cemal Gürsel ile Madanoğlu, Alparslan Türkeş’in de aralarında bulunduğu seçimin yapılmasını istemeyen 14 üyeyi çeşitli yollardan uzaklaştırmıştı. 14’ler dosyası böyle kapanmıştı.</p>



<p>Bu sayede demokratikleşme çabaları hız kazanabilecekti. Askerler bazı yetkileri sivillere devretmişti. Kurucu Meclis bunun ilk adımıydı. Kurucu Meclis hem Anayasayı çıkaracak hem de bir seçim yasası çıkarılacaktı. MBK üyeleri parlamenter olmuştu. Aynı zamanda çeşitli baskı gruplarından oluşan temsilcilerle de bir Temsilciler Kurulu kurulmuştu ve İnönü tekrar meclise dönmüştü. Siyasi partiler serbest bırakıldı ve 3 gün içerisinde 7 parti kuruldu.</p>



<p>1961 Anayasası 27 Mayıs’ın birinci yıl dönümünde Kurucu Meclis tarafından kabul edildi. Yeni Anayasa; yeni haklar ve özgürlükler vaat ediyordu. 9 Temmuz 1961&#8217;de yapılan referandum da 61 Anayasası %60 evet oyu almıştı.</p>



<p>Yassıada’daki duruşmalar ise devam ediyordu. Divan’ın baskı altında yargılamaları sürdürdüğü iddiaları da dahil olmak üzere ortada pek çok iddia dolaşıyordu. Artık küçük davalar değil daha önemli ve ağır davalar görülmeye başlamıştı. Anayasayı ihlal, örtülü ödenek, 6-7 Eylül olayları türünden davalar görülmeye başlamıştı.</p>



<p>14’lerin sürülmesine rağmen Komitedeki bölünme giderilememişti. Üstelik şimdi bir de Komite dışında, Silahlı kuvvetler içinde Talat Aydemir’in örgütlediği cuntalar oluşmakta ve kararlara müdahale edilmekteydi. Silahlı Kuvvetler Birliği bu şekilde oluşmuştu. Komite artık eski gücünde değildi. Karar alıp uygulama mekanizmaları baskı altındaydı ve bu durum her alanda sıkıntı yaşanabileceğini gösteriyordu. Yassıada’da devam eden davalarda verilen kararların da baskı altında olması muhtemeldi. Hatta seçimin olmaması durumu bile bu baskı yüzünden gündeme gelebilecekti.</p>



<h3><strong>İdam Kararları</strong></h3>



<p>Artık karar günü gelip çatmıştı. Kararlar okunduğunda Bayar ve Menderes dahil toplam 15 idam vardı. 43 sanık ise ömür boyu hapis ile cezalandırılmıştı. 3 saat sonra idam kararları Ankara’ya getirilmişti. Son sözü Milli Birlik Komitesi söyleyecekti.</p>



<p>Komite bir anda karışmıştı. &#8220;Hepsini asalım!&#8221; diyenler, &#8220;bazılarını asalım!&#8221; diyenler ve &#8220;hepsini ömür boyu hapse çevirelim&#8221; diyenler vardı. Cemal Gürsel kargaşanın son bulması için hemen oylamaya geçmeye karar verdi. &#8220;Hepsini ömür boyu hapse mi çevirelim, yoksa infaz olsun mu?&#8221; şeklinde komisyona sordu. Bu ilk soruya komite 13’e 9 oyla infaza karar vermişti. Şimdi sıra ikinci sorudaydı. Kimler idam edilecekti? İçeride konuşulanlar bugüne kadar sır olarak kalmıştı. Oylamanın sonucunda ise bazılarının asılacağı kararı alınmıştı ve asılacakların belirlenmesinde mahkeme kararları göz önüne alınacaktı. Divan 15 kişi arasından 4&#8217;ünün oy birliği ile idamına karar vermişti. Diğer 11&#8217;i hakkında oy birliği yoktu. İşte bu 11 kişinin idam kararı ömür boyu hapse çevrildi. İdam edilecekler ise Bayar, Menderes, Zorlu ve Polatkan’dı. Aynı toplantıda Bayar’ın cezası yaşının 65’i geçmesinden dolayı ömür boyu hapse çevrildi. Toplantı 3 idam kararıyla bitmişti. Haber önce radyolarda sonra da gazetelerde bildirildi.</p>



<p>15 Eylül 1961’de Zorlu ve Polatkan idam edildi. Menderes ise rahatsızlığı sebebiyle henüz idam edilmemişti. İsmet İnönü, Cemal Gürsel ile görüşmeye giderek idamları durdurmasını istemişti fakat Zorlu ve Polatkan’ın idam edildiğini orada öğrenmişti. Hiç olmazsa Menderes’in idam edilmemesini istemişti. Gürsel ise artık kontrolün kendisinde olmadığını ve idamların gerçekleştirildiği İmralı’nın kontrolünün tamamen Silahlı Kuvvetler Birliği&#8217;nin denetimindeydi. İsmet İnönü ise bu birliğin yetkili kişilerinden olan Faruk Güventürk’ü aramıştı fakat ulaşamıyordu. Artık bu karar durdurulamayacaktı.</p>



<p>17 Eylül 1961 günü Adnan Menderes İmralı’da idam edilmişti.</p>



<h3>Sonuç</h3>



<p class="has-drop-cap">Demokrat Parti iktidarı ile 1950-60 yılları arasında Türkiye’de iktidar ve muhalefet yapılanması mecliste geniş anlamda bir faaliyet göstermiştir. Ancak bu demokratik yapılanma devam ettirilememiştir. Bu süreçte fazlasıyla problem ve aksaklıklar yaşanmıştır.&nbsp; Gerek ekonomik gerek siyasi olarak yapılan yanlış uygulamalar, iktidar-muhalefet gerginlikleri, 1960 askeri darbesi…</p>



<p>Fakat Türkiye tüm bu aksama ve problemlere rağmen çağdaşlaşma ilkelerinden vazgeçmemiş, Atatürk’ün ilkeleri ve Cumhuriyet&#8217;in temel amacı doğrultusunda ilerlemeye devam etmiştir.</p>



<h3><strong>KAYNAKÇA</strong></h3>



<p>Metin Alparslan ‘1938-1960 Siyasi Dönem’ Gaziantep 2016</p>



<p>Demirkırat Belgeseli</p>
<p><a rel="nofollow" href="https://cumhuriyetcihukukcular.org/turkiyenin-cok-partili-hayata-gecisi-ve-demokrat-parti-donemi/">Türkiye&#8217;nin Çok Partili Hayata Geçişi ve Demokrat Parti Dönemi</a> yazısı ilk önce <a rel="nofollow" href="https://cumhuriyetcihukukcular.org">Cumhuriyetçi Hukukçular Kulübü</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://cumhuriyetcihukukcular.org/turkiyenin-cok-partili-hayata-gecisi-ve-demokrat-parti-donemi/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Mustafa Kemal Atatürk&#8217;ün Fikir Babası Olmak</title>
		<link>https://cumhuriyetcihukukcular.org/mustafa-kemal-ataturkun-fikir-babasi-olmak/</link>
					<comments>https://cumhuriyetcihukukcular.org/mustafa-kemal-ataturkun-fikir-babasi-olmak/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[IUCHK]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 25 Oct 2020 20:05:36 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Tüm Yazılarımız]]></category>
		<category><![CDATA[Yurttaş 9]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://cumhuriyetcihukukcular.org/?p=1066</guid>

					<description><![CDATA[<p>Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün her Türk vatandaşının aklında bir şekilde yer edinen o meşhur sözünü hatırlayalım: “Bedenimin babası Ali Rıza Efendi, hislerimin babası Namık Kemal, fikirlerimin babası ise Ziya Gökalp’tır.” İncelemeye geçmeden önce bir düşünmenizi isterim. Fikirlerin babası nasıl olur? Atatürk gibi bir dâhiye düşünce anlamında kaynaklık etmek için nasıl vasıflara sahip olmak gerekir? Bu fikirler kurulan yeni devletin yapısında kendini nasıl göstermiştir?</p>
<p><a rel="nofollow" href="https://cumhuriyetcihukukcular.org/mustafa-kemal-ataturkun-fikir-babasi-olmak/">Mustafa Kemal Atatürk&#8217;ün Fikir Babası Olmak</a> yazısı ilk önce <a rel="nofollow" href="https://cumhuriyetcihukukcular.org">Cumhuriyetçi Hukukçular Kulübü</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p class="has-text-align-right"><strong>Ferhat TOLU</strong></p>



<p class="has-drop-cap">Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün her Türk vatandaşının aklında bir şekilde yer edinen o meşhur sözünü hatırlayalım: “Bedenimin babası Ali Rıza Efendi, hislerimin babası Namık Kemal, fikirlerimin babası ise Ziya Gökalp’tır.” İncelemeye geçmeden önce bir düşünmenizi isterim. Fikirlerin babası nasıl olur? Atatürk gibi bir dâhiye düşünce anlamında kaynaklık etmek için nasıl vasıflara sahip olmak gerekir? Bu fikirler kurulan yeni devletin yapısında kendini nasıl göstermiştir?</p>



<h2><strong><u>Hayatı</u></strong></h2>



<p>Ziya Gökalp büyük bir fikir adamı olduğu gibi çağının bütün modern ve pozitif bilgilerini bilimsel bir disiplinle okuyup irdeleyen ve bunları Türk toplumuna uyarlayan öncü bir bilim adamıdır. Çağdaş Türk düşüncesinin en önemli düşünürlerinin başında gelen Gökalp’ı dönemin şartlarında anlamaya çalışırken aynı zamanda bir kılavuz gibi okumak mümkündür.</p>



<p>Bir düşünürü anlamanın yolu, içinde yetiştiği şartları öğrenmekten geçer. Özellikle kriz dönemlerinde yaşayan büyük düşünürler sadece kendileri için yaşamazlar, aynı zamanda mensubu oldukları toplumun dertlerini kendileri için bir dava gibi benimserler. Gökalp’ın hayatından çok kısaca bahsedelim. Mehmet Ziya (Gökalp)1876 yılında Diyarbakır’da dünyaya geldi. Babası Mehmet Tevfik Efendi, annesi Zeliha Hanımdır. Babası Diyarbakır Valiliği’nde memurluk ve müdürlük yaptı. Çalkantılı bir eğitim hayatının ardından araştırmalar yapıp sosyoloji dersleri vermeye çalışırken siyasetle de ilişkisini sürdürmüştür. Türk Yurdu, Halka Doğru, İslam Mecmuası, Yeni Mecmua gibi çeşitli dergilerde yazılar yazmıştır. Atatürk’ün de isteğiyle Hakimiyet-i Milliye gazetesinde yazılar yazmış, genç Türkiye Cumhuriyeti’nin kurulmasında ve kültür politikalarının geliştirilmesinde siyasi kadrolara önemli katkılarda bulunmuştur. 1924 yılında, 48 yaşında vefat etmiştir. Bu kısa ömrüne dergilerde ve gazetelerdeki yazılarının yanı sıra Türkçülüğün Esasları, Türk Töresi, Kızılelma, Yeni Hayat gibi önemli kitapları da sığdırmıştır.</p>



<blockquote class="wp-block-quote"><p><em>Ziya Gökalp vefat ettikten sonra Atatürk’ün Ziya Gökalp’ın eşi Vecihe Hanım’a telgrafı:</em></p><p><em>Muhterem eşinizin bütün Türk alemi için pek elim bir kayıp teşkil eden ölümü sebebiyle başsağlığı dileklerimi sunar ve Türk milleti ve hükümetinin büyük düşünürün ailesi hakkında müşfik hislerini temin ederim efendim.</em></p></blockquote>



<h2><strong><u>Türkçülük Anlayışı</u></strong></h2>



<p>Sosyoloji ispat ediyor ki millet bağı; terbiyede, kültürde yani duygularda ortaklıktır.&nbsp; Gökalp, Türk köylüsünün bunu “dili dilime uyan, dini dinime uyan” şeklinde tarif ettiğini ifade eder.&nbsp; Ziya Gökalp, Emile Durkheim okuluna göre sosyolojiyi öğrenmiş ve uygulamaya çalışmıştır. Zaten 19. yüzyılın sonu, 20. yüzyılın başlarında Türkiye&#8217;de Avrupa demek Fransa demektir. Gökalp onu okuyarak ve takip ederek sosyoloji bilimini keşfetmeye ve Türkiye’de uygulamaya girişecektir.</p>



<p>Gökalp’e göre Türkçülük, Türk milletini yükseltmek demektir. Peki Türk milleti kime denir? Öncelikle belirtmek gerekir ki Gökalp ırk temeline kurulan bir anlayışa sahip değildir. Gökalp millet kavramını kültür üzerinden açıklar. Toplumdaki dil, din, hukuk, sanat, eğitim, ekonomi gibi temel kurumlar kültürü oluşturur. Gökalp’e göre kültürün en belirgin bileşenleri dil ve dindir. Bunlar Türk milletinin ayrılmaz parçalarıdır.</p>



<figure class="wp-block-pullquote"><blockquote><p><em>Turan&#8217;ın bir ili var&nbsp;<br>Ve yalnız bir dili var<br>Başka dil var diyenin<br>Başka emeli var</em></p><p><em>Ziya Gökalp &#8211; Lisan şiiri</em></p></blockquote></figure>



<p>Türk bir milletin adıdır. Millet, kendisine has bir kültüre sahip olan topluluk demektir. O halde, Türk&#8217;ün yalnız bir dili, bir kültürü olabilir. Milliyetin oluşmasında bu dil ve kültürün büyük önemi vardır. Gökalp bu önemi ortaya koyabilmek için medeniyet ve hars(kültür) ayırımına gider. Medeniyetin insanlığın ortak geliştirdiği yüksek değerler manzumesi olduğunu ve bundan her milletin istifade etmesinin doğal olduğunu belirtir. Milliyeti oluşturan asıl unsurlar, hars olarak adlandırılan ve halkın bağrında yüzyıllardır yaşamakta olan özelliklerdir. Bu özellikler halka doğru gidildiğinde yakından görülebilecektir.</p>



<p>Gökalp milliyetçilik için halka doğru gitmenin öneminden bahsederken, halkı milli harsın canlı bir müzesi olarak görür. Bir müddet İstanbul’da Halka Doğru isminde bir dergi yayınlar. Halka doğru gitmeyi Türkçülüğün esaslarından birisi olarak görür. Milliyet duygusunu geliştirmek için zaman içinde milli şuurdan uzaklaşmış insanların halkın kültürünü tanıyarak kendisine gelmesi gerekir. Milliyetçilik için herkesin milli harstan feyz alması gerekir. Bunun kaynağı ise halktır. Onun için özellikle toplumun seçkinlerinin mutlaka halka yönelerek “harsi bir terbiye almaları” gerekir.</p>



<blockquote class="wp-block-quote"><p><em>&#8220;Garp medeniyetine girmek ve Türk harsını kuvvetlendirmek, Türkçülüğün ikiz çocuklarıdır.&#8221;&nbsp; &#8211; Orhan Seyfi Orhon</em></p></blockquote>



<h2><strong><u>Ziya Gökalp, Atatürk ve Türkiye Cumhuriyeti</u></strong></h2>



<p class="has-drop-cap">Bütün bu bilgiler ışığında Ziya Gökalp’ın neleri etkilediğini inceleyelim. Atatürk’ün “Ne mutlu Türküm diyene!” sözü bu etkilerin en büyük örneğidir. Ziya Gökalp Türkçülüğün Esasları kitabında “Irkın sosyal niteliklere hiçbir etkisi olmadığı için insanlarda soy aramak doğru değildir. Türküm diyen her ferdi Türk tanımaktan, yalnız Türklüğe ihaneti görülenler varsa cezalandırmaktan başka çare yoktur.” Diyerek adeta bu sözün altında yatan düşünceyi açıklamıştır.</p>



<p>Atatürk inkılapları olarak adlandırdığımız yeniliklerin birçoğunda Ziya Gökalp etkisinden söz edebiliriz. Bu konuda Prof. Dr. Ercümend Kuran; Atatürk’ün ulusal kültür, din ve batılılaşma alanlarındaki reformlarını gözden geçiriyor ve sonuç olarak “Gökalp’ın fikirlerinin Atatürk inkılâbı üzerinde oldukça kuvvetli bir tesir icra ettiğini” ileri sürüyor.</p>



<p>&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; Gökalp’ın Atatürk hakkındaki fikri şöyledir:</p>



<blockquote class="wp-block-quote"><p>“Evvelce, Türkiye’de Türk milletinin hiçbir mevkii yoktu. Bugün, her hak Türk’ündür. Bu topraktaki hakimiyet Türk hakimiyetidir. Siyasette, kültürde, iktisatta hep Türk halkı hakimdir. Bu kadar kat’i ve büyük inkılabı yapan zat, Türkçülüğün en büyük adamıdır. Çünkü düşünmek ve söylemek kolaydır. Fakat yapmak ve bilhassa muvaffakiyetle neticelendirmek çok güçtür.”</p></blockquote>



<h2><strong><u>Dil</u></strong></h2>



<p>Gökalp dili, milleti yapan esas unsur sayıyordu. Dilde Türkçeci olmakla beraber tasfiyeciliğe karşıydı. Atatürk de millî dile büyük ilgi göstermiş ve öz Türkçeye erişmek amacıyla 1932 de Türk Dili Tetkik Cemiyeti’ni (sonraki Türk Dil Kurumu) kurmuştur.</p>



<p>Gökalp, edebiyatımızın yükselmesi için iki sanat müzesinde gelişmesi gerektiğini savunur. Bunlar Halk Edebiyatı ve Batı Edebiyatıdır. Ona göre şairler ve yazarlar bir taraftan halkın güzel eserlerini, öte yandan batının şaheserlerini model olarak almalıdırlar. Türk edebiyatı bu iki çıraklık devresini geçirmeden ne milli olabilir ne de gelişebilir. Atatürk’ün inkılaplarından biri olan yeni Türk harflerinin kabulü, batılılaşma alanında en önemli adımlardan biridir. Keza cumhuriyetin kuruluşundan itibaren belirlenen hedeflerin en önemlilerinden biri, muasır medeniyetler seviyesine ulaşmaktır. Özellikle uygar dünyanın bilimsel, sosyal ve kültürel alanlarda kat ettiği yolun tüm kesimlerce kavranıp öğrenilmesi amacıyla ve bir Cumhuriyet kadrosu oluşturma hedefiyle önemli çalışmalar başlatılmıştır. Tüm bunlara bağlı olarak 11 Ağustos 1923 yılında milletvekili seçilen Gökalp’ın hemen ardından Telif ve Tercüme Heyeti, Maarif Vekaleti tarafından yeniden düzenlenerek, bir talimatname çıkarılmıştır.</p>



<h2><strong><u>Müzik</u></strong></h2>



<p>Gökalp müzik alanında görüşlerini “Halk müziği milli kültürümüzün, Batı müziği de yeni medeniyetimizin müzikleri olduğu için her ikisi de bize yabancı değildir. O halde milli müziğimiz memleketimizdeki bu iki müziğin kaynaşmasından doğacaktır.” şeklinde açıklamıştır.</p>



<p>Cumhuriyetin ilan edilmesinin ardından birçok yeniliklere imza atan Atatürk ise topluma öz Türk musikisi dışında klasik müzik ve operayı da sevdirmek ve tanıtmak için çalışmalarda bulunmuş, bu tür müzik konserlerini izlemeye giderek halkın da bu yeni müzik türlerini sevmesini arzulamıştır. Ankara’da Musiki Muallim Mektebinin kurulup açılması (1924), Müzik öğrenimi için Avrupa’ya yetenekli gençlerin gönderilmeye başlanması (1925), Batı müziği bölümü eklenmiş olan İstanbul’daki Dârülelhan’ın konservatuvara dönüştürülmesi (1926) gibi gelişmeler bu yönde inkılaplar olarak sayılabileceği gibi Ziya Gökalp’ın fikirleriyle aynı yolun izlenmesi dikkate değerdir.</p>



<h2><strong><u>Hukuk</u></strong></h2>



<p>Gökalp hukuk alanında ise düşüncelerini şöyle ifade eder: Hukukta Türkçülüğün amacı, Türkiye’de modern bir hukuk oluşturmaktır. Bu çağın milletleri arasından geçebilmek için en esaslı şart, milli hukukun bütün dallarını teokrasi ve klerikalizm kalıntılarından büsbütün kurtarmaktır. Hukukta Türkçülüğün ikinci amacı ise meslek sahiplerinin kişisel çalışmalarını kamunun baskısından kurtararak uzmanların yetkilerine dayanan meslek özerkliklerini kurmaktır. Bu esasa dayanan bir medeni kanun ile ticaret, sanayi, ziraat kanunları; üniversite, baro, hekimler derneği, öğretmenler derneği gibi mesleki örgütler ve bunların özerkliklerine ait yasalar yapmak da bu amacın gereklerindendir. Üçüncü amaç ise çağdaş aile oluşturmaktır. Çağdaş devletteki eşitlik ilkesi; erkekle kadının evlenmede, boşanmada, mirasta, mesleki ve politik haklarda eşit olmasını gerektirir. O halde yeni aile yasası ile seçim yasası bu esasa göre yapılmalıdır.</p>



<p>Bütün bu fikirler, cumhuriyet kurulmadan veya cumhuriyetin ilk yıllarında Atatürk öncülüğünde tek tek hayata geçirilmiştir. 1921 ve 1924 anayasalarıyla gelen değişiklikler, bunun en büyük örneğidir. Şeriyye Mahkemelerinin Kaldırılması ve Yeni Mahkemeler Teşkilatının Kurulması Kanunu (8 Nisan 1924), Türk Medeni ve Borçlar Kanunu (17 Şubat 1926), Türk Ceza Kanunu (1926),&nbsp; Hukuk Muhakemeleri Usulü Kanunu (1927)gibi önemli kanunlar cumhuriyetin ilk yıllarında yürürlüğe girmiştir. Bunlara ek olarak en önemli yeniliklerden biri de kadınların siyasi hayatta seçme ve seçilme hakkını elde etmesidir. Bütün bunlar, Ziya Gökalp’ın fikirleriyle büyük ölçüde örtüşen devrim niteliğinde inkılaplardır.</p>



<blockquote class="wp-block-quote"><p><em>Darülfünun emirlerle düzelmez</em></p><p><em>Onu yapar ancak serbest bir ilim</em></p><p><em>Bir mesleğe hariçten fer gelmez</em></p><p><em>Bırakınız ilmi yapsın muallim</em></p><p></p><p><em>Ziya Gökalp – Darülfünun şiiri</em></p></blockquote>



<h2><strong><u>Ekonomi</u></strong></h2>



<p class="has-drop-cap">Gökalp, ekonomi alanında yazılarında öncelikle Türklerin en eski zamanlardan beri ekonomik karakterinin ne yönde geliştiğini anlatır. Türk ekonomisi, en eski zamanlarda göçebe hayatı yaşadıklarından ötürü çobanlık esasına dayanıyordu. Türklerin bütün servetleri hayvanlarından ve hayvanlarından elde ettikleri besinler, deriler, yünlerden ibaretti. Ticarete de yabancı değildiler. İlhanlık devirlerinde, devletin en büyük gelir kaynağını Avrupa ve Çin arası kervanlar oluşturuyordu. Genel olarak Türklerin toplumsal ideali; şahsi mülkiyeti kaldırmaksızın toplumsal servetleri kaptırmamak, genelin çıkarına harcamak üzerine korunmasına ve üretilmesine çalışmaktır.</p>



<p>Gökalp, bir de ekonomik idealden bahseder ki bu da ülkeyi büyük sanayiye kavuşturmaktır. Çiftçiliği hiçbir zaman elden bırakacak değiliz ancak çağdaş bir millet olmak istiyorsak mutlaka büyük sanayiye sahip olmamız gerekir. Avrupa hareketlerinin en önemlisi ekonomik devrimdir. Ekonomik devrim ise ilçe ekonomisi yerine millet ekonomisinin, küçük zanaatlar yerine büyük sanayinin konulmasından ibarettir. Bunun gerçekleşmesi de ancak koruma yönteminin uygulanması ile mümkündür. Zıya Gökalp, tıpkı İngiltere’de ve Amerika’daki gibi ülkemizde de ekonominin korunması için ülkemize özel(milli) bilimsel ve esaslı bir program hazırlanması gerektiğine dikkat çeker.</p>



<p>Şimdi Atatürk’ün ekonomi alanında neler yaptığına bakalım. Birinci İzmir İktisat Kongresi kısaca, kurtuluş Savaşı sonrasında ekonomide sanayileşmenin sağlanması için ne yapılması gerektiği konusunda toplanmıştır. Bu kongrede iktisadi misak gibi önemli bir konu da titizlikle işlenmiştir. Bu konuda alınan bazı kararlar: Yerli üretim teşvik edilmeli ve lüks ithalattan kaçınılmalıdır, girişim ve çalışma özgürlüğü esastır ve tekelciliğe izin verilmemelidir, ekonomik kalkınmaya katkı sağlamak ve kanunlara uymak kaydı ile yabancı sermayeye izin verilecektir.</p>



<p>&nbsp;Yine bu yönde ilerleme kaydetmek adına Teşviki Sanayi Kanunu çıkarıldı. Tarım kredi kooperatifleri kuruldu, çiftçiyi özendirme uygulamaları geliştirildi. Ticaret ve sanayi odaları kuruldu. Türkiye Sanayi ve Maadin Bankası kuruldu.</p>



<div class="wp-block-group"><div class="wp-block-group__inner-container">
<div class="wp-block-group"><div class="wp-block-group__inner-container">
<blockquote class="wp-block-quote"><p><em>Bir ülke ki çarşısında dönen bütün sermaye</em></p><p><em>Sanatında yol gösteren ilimle fen Türkündür</em></p><p><em>Hirfetleri birbirini daim eder himâye</em></p><p><em>Tersaneler, fabrikalar, vapur, tren Türkündür</em></p><p><em>Ey Türkoğlu işte senin orasıdır vatanın!</em></p><p></p><p><em>Ziya Gökalp -Vatan Şiiri</em></p></blockquote>
</div></div>
</div></div>



<h2><strong><u>Sonuç</u></strong></h2>



<p class="has-drop-cap">Bu yazıdaki amaç Ziya Gökalp ve Atatürk arasındaki fikir bağının ne kadar kuvvetli olduğuna dikkat çekmekti. Konuyu olabildiğince uzatmadan, en azından merak uyandıracak kadar içerik barındırması amacıyla ele aldım. Elbette bu konuda araştırma yapmak isterseniz çokça kaynak mevcuttur. Yazıda Atatürk ve Ziya Gökalp’ın büyük ölçüde uyuştuğu alanları anlatmaya çalıştım. Kendi yorumumu pek katmak istemedim, Ziya Gökalp’ın fikirleri ve Atatürk’ün icraatlarının ne kadar örtüştüğüne bu yazı okunurken karar verilebilir diye düşündüm. Elbette ayrı düştükleri noktalar da var ancak aralarındaki bu kuvvetli bağ Türkiye Cumhuriyeti devletinin yenilik politikalarına ve Türk Milletinin sosyal yapısına yansımıştır. Eleştirileriniz için mail atabilirsiniz, teşekkürler&#8230;</p>



<h2><strong><u>KAYNAKÇA</u></strong></h2>



<p>Gökalp, Ziya(2013), Türkleşmek İslamlaşmak Muasırlaşmak, İstanbul, Anonim Yayıncılık</p>



<p>Gökalp, Ziya(2015), Yeni Hayat, İstanbul, Ötüken Neşriyat</p>



<p>Gökalp, Ziya(2017), Türkçülüğün Esasları, İstanbul, Anonim Yayıncılık</p>



<p>Gökalp, Ziya(2018), KIZILELMA &#8211; Haz. Doç. Dr. H. İbrahim Şahin, 5.basım, (İstanbul- Ötüken Neşriyat)</p>



<p>Atasoy, Fahri(2017), Türkiye’de Sosyolojinin Kurucusu Ziya Gökalp, TÜRK SOSYOLOGLARI 2.BÖLÜM Lisans Yayıncılık, İstanbul, <a href="https://www.academia.edu/34969165" target="_blank" rel="noreferrer noopener">https://www.academia.edu/34969165</a></p>



<p>Eren, Hasan, ATATÜRK ve ZİYA GÖKALP &#8211; <a href="https://www.altayli.net/ataturk-ve-ziya-gokalp.html" target="_blank" rel="noreferrer noopener">https://www.altayli.net/ataturk-ve-ziya-gokalp.html</a></p>
<p><a rel="nofollow" href="https://cumhuriyetcihukukcular.org/mustafa-kemal-ataturkun-fikir-babasi-olmak/">Mustafa Kemal Atatürk&#8217;ün Fikir Babası Olmak</a> yazısı ilk önce <a rel="nofollow" href="https://cumhuriyetcihukukcular.org">Cumhuriyetçi Hukukçular Kulübü</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://cumhuriyetcihukukcular.org/mustafa-kemal-ataturkun-fikir-babasi-olmak/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Varlık Vergisi&#8217;ne Dair</title>
		<link>https://cumhuriyetcihukukcular.org/varlik-vergisine-dair/</link>
					<comments>https://cumhuriyetcihukukcular.org/varlik-vergisine-dair/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[IUCHK]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 13 Oct 2020 15:29:31 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Tüm Yazılarımız]]></category>
		<category><![CDATA[Yurttaş 9]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://cumhuriyetcihukukcular.org/?p=1007</guid>

					<description><![CDATA[<p>Herkes tarafından eleştirilen ve CHP muhaliflerinin elinde tutulan bir argüman olan Varlık Vergisi’ni incelerken tarihsel bir bakış açısı ile daha rahat analiz etmek için dönemin şartlarını anlamak ve anlatmak gerekmektedir. Aksi takdirde hatalı yorumlamalar ile karşı karşıya kalmakla beraber bu kanun düzenlemesinin her ne kadar insan haklarına aykırı yanları olsa dahi o dönemki mevcut iktidarı bunu yapmaya iten saikleri anlamlandırmada güçlük çekeceğimizi düşünmekteyim.</p>
<p><a rel="nofollow" href="https://cumhuriyetcihukukcular.org/varlik-vergisine-dair/">Varlık Vergisi&#8217;ne Dair</a> yazısı ilk önce <a rel="nofollow" href="https://cumhuriyetcihukukcular.org">Cumhuriyetçi Hukukçular Kulübü</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p class="has-text-align-right has-medium-font-size"><strong>Vedat AY</strong></p>



<h2><strong>G</strong>iriş</h2>



<p class="has-drop-cap">Herkes tarafından eleştirilen ve CHP muhaliflerinin elinde tutulan bir argüman olan Varlık Vergisi’ni incelerken tarihsel bir bakış açısı ile daha rahat analiz etmek için dönemin şartlarını anlamak ve anlatmak gerekmektedir. Aksi takdirde hatalı yorumlamalar ile karşı karşıya kalmakla beraber bu kanun düzenlemesinin her ne kadar insan haklarına aykırı yanları olsa dahi o dönemki mevcut iktidarı bunu yapmaya iten saikleri anlamlandırmada güçlük çekeceğimizi düşünmekteyim.</p>



<h3>Dönemin Koşullarını İnceleme</h3>



<div class="wp-block-image"><figure class="alignleft size-large"><img loading="lazy" width="216" height="170" src="https://cumhuriyetcihukukcular.org/wp-content/uploads/2020/10/image.png" alt="" class="wp-image-1008"/><figcaption>Dönemin Enflasyon Oranı</figcaption></figure></div>



<p>Öncelikle sene 1940’lar… Dünya ikincisini yaşadığı ve insanlık tarihinin en kanlı küresel savaşlarından biri ile karşı karşıyaydı. Avrupa ülkelerinde dahi ekmeğin karne ile dağıtıldığı, mecburi ithal ürünlerinin azlığı, kıtlığın hat safhada olduğu bir vakitte her ne kadar savaşa çekilmek istense de İnönü denge politikası ile bu acımasız savaşın Türkiye Cumhuriyeti’ni minimum oranda etkilemesini hedeflemiştir. İktidar bu dönemde birçok noktada devletin kontrolünü hissettirmek için başta <a href="https://www.mevzuat.gov.tr/MevzuatMetin/1.3.3780.pdf" target="_blank" rel="noreferrer noopener">“Milli Korunma Kanunu”</a>, <a href="https://www.resmigazete.gov.tr/arsiv/5255.pdf" target="_blank" rel="noreferrer noopener">“Varlık Vergisi Kanunu”</a> olmak üzere çeşitli tedbirler almıştır. Bu şekilde devlete geniş yetkiler vererek iktidar, devleti daha kolay yönlendirebilecek ve olası bir savaşta ise ekonomiyi buna göre şekillendirebilecekti. İnceleyeceğimiz nokta ise bu yazıda “Varlık Vergisi” kısmı olacaktır. </p>



<p>Gençlerin cephede olması, psikolojik bir savaş ortamı oluşması ile üretimin azalması sonucunda ülke içinde insanların günlük ihtiyaç malzemelerinin azlığı beraberinde stokçuluk, karaborsacılık ve vurgunculuğu da getirmişti. Bu fırsatçılık ile “harp zenginleri” dediğimiz bir oluşumu ortaya çıkarmıştı. Ekonominin domino taşı edasıyla ilerlemesinden ötürü bu sınıfın oluşması ülke içindeki enflasyonun yükselmesine de sebep olmuştur. Halk hem yüksek enflasyon hem de günlük ihtiyaçlarını karşılamanın güçlüğü içerisinde karaborsacıların eline düşmüştü. Dönemin yazarlarından Yakup Kadri de “Zeytinyağı piyasasını inhisarı altına alan bakan mı istersiniz; karaborsacıları koruyan vali, umum müdür vesaire mi istersiniz, o devirde bunların her köşe başında size sırıttıklarını görebilirdiniz.” diyerek dönemin idaresine sitemde bulunmuştur. &nbsp;Bu noktada Varlık Vergisi’nin mimarlarından olan Saraçoğlu işte bu vurguncu ticaretinin önüne geçmek, piyasadaki fazla paranın vergi yoluyla tahsil edilerek enflasyonu dengelemek ve belki de birazdan bahsedeceğimiz bir Türk burjuvazisi yaratma yolunda atmış olduğu bir adım olarak değerlendirebiliriz. Ancak bu madalyonun sadece bir yüzü, öteki yüzünü ise birazdan konuşacağız.</p>



<h3><strong>Varlık Vergisi Kanunu İçeriği</strong></h3>



<p>11 Kasım 1942’de <a href="https://www.resmigazete.gov.tr/arsiv/5255.pdf" target="_blank" rel="noreferrer noopener">Varlık Vergisi Kanunu</a> 350 milletvekilinin oy birliği ile kabul edildi. 76 milletvekili ise oylamaya katılmadı. Bu verginin temel amacı ise “savaş şartlarından istifade edilerek oluşan yüksek kârlılığı ortadan kaldırmak” olarak gösterilmiştir. Ancak bu vergi kanununu inceleyerek hukuki zeminini sorgulamak önem arz etmektedir:</p>



<h4>Servete Dayalı Vergilendirme</h4>



<p class="has-drop-cap">&nbsp;Kanunun 1. Maddesi <em>“Servet ve kazanç sahiplerinin servetleri ve fevkalâde kazançları üzerinden alınmak ve bir defaya mahsus olmak üzere (Varlık Vergisi) adiyle bir mükellefiyet tesis edilmiştir.”</em> demektedir. Buradaki temel nokta servete dayalı olması ve bir defaya mahsus olmasıdır. Olağanüstü dönemlerde (genellikle savaşlarda) Avrupa’nın birçok ülkesi de dâhil olmak üzere bu şekilde vergilendirmelerin yapıldığı görülmektedir. Bir defaya mahsus olmak üzere devletin burada servete dayalı olarak para talep etmesi oldukça doğaldır. Herkesin serveti ile orantılı olarak devletine katkı sunması olağandır.</p>



<h4>Vergi Miktarının Belirlenmesi</h4>



<p>Kanunun 6. Maddesi<em> “ Yedinci maddede yazılı komisyonlar, ikinci maddede yazılı mükelleflerin mükellefiyet derecelerini, her mükellef namına 1941 yılında ve ticaretini terk, devir veya tasfiye etmiş olanlar için terk, devir veya tasfiyeye tekaddüm eden son yılda tarhedilmiş veya tahakkuk ettirilmiş vergi miktarlarını, çiftçilerde mükellefin ziraî vaziyetini ve gayri menkul sahiplerinin de irat ve vergi kıymeti miktarlarını gözden geçirmekle beraber bunlarla mukayyet olmaksızın edinecekleri kanaate göre takdir ve tesbit ederler. Ancak 2385 sayılı kanunun 11 inci maddesi hükmü -dairesinde kazanç beyannamelerine bilânça raptetmek mecburiyetinde bulunan anonim, komandit, limited ve sermayesi üzerinden kazanç dağıtan kooperatif şirketlerin vergileri, 1941 takvim yılına veya ticari yılına ve ticarethanelerini terk, devir ve tasfiye etmiş olanlarda terk, devir ve tasfiyeye takaddüm eden son seneye ait sâfi kazan- emin yüzde ellisinden aşağı ve anonim şirketlerde yüzde yetmişinden yukarı olamaz.</em></p>



<p><em>İkinci maddenin (B ) fıkrasında yazılı çiftçilerin mükellefiyetleri de varlıklarının yüzde beşini geçemez.”</em></p>



<p>7. Madde ile servet komisyonlarının nasıl kurulacağı da anlatılmıştır. Ancak 4305 sayılı bu kanunun asıl problemli, eleştirilen ve hukuksal anlamda sıkıntılı noktası vergi miktarının 7. Maddesinde belirtilen komisyonların belirleyeceği vergi miktarının, herhangi bir kanuni düzenlemeye bağlanmaması ve 6. Madde ile komisyonların takdirine bırakılmasıdır.</p>



<h5>Ne kadar hukuki? </h5>



<p class="has-drop-cap">Matrahın ve nispetin belirtilmemiş olması aslında vatandaşı idarenin takdirine (keyfiliğine ve insafına) bırakmıştır. Oysaki şu anda bilindiği üzere vergilerin kanun ile yürürlüğe girmesi ile beraber, mükellef vergisinin neye dayanarak tahsil edildiğini öğrenme şansı mevcuttur. Aynı zamanda tahakkuk edilen vergiye karşı temyiz mercii de mevcuttur. Hukuk devletinin vergi noktasına en önemli yansıması da budur. Aksi takdirde ne olduğu belirsiz vergiler ile devlet bütçesinin halk eliyle kapattırma yolu izlenme tehlikesi her daim gündemde olur. Bu noktada da takdir edersiniz ki hukuk güvenliğinden söz etmemiz pek mümkün olmayacaktır. Bu noktada komisyon tarafından tahakkuk ettirilen vergiye karşı herhangi bir temyiz mercii bulunmamaktadır. </p>



<p>Dönemin İstanbul Defterdarı Faik Ökte ile hocası Prof. Fazıl Pelin arasındaki bu konu ile ilgili olarak geçen diyalog oldukça trajikomiktir. </p>



<p>“-Faik oğlum, bu sabah gazetede Varlık Vergisi metni çıktı.- Evet hocam. -Tabii gazeteciler işi kavramamış metni eksik yazmışlar… -Hayır, benim okuduğum gazetelerin hepsinde metin tamamdır…&nbsp;-Nasıl Tamam? İtiraza, temyize ait bir hüküm yok! Verginin nispeti malum değil? -İşte bu da böyle bir vergi hocam! -Oğlum siz toptan deli mi oldunuz?” </p>



<p>Ökte’nin buna cevabı ise: <em>“Bu kanunu ben çıkarmadım. Bu suale ben muhatap değilim. Ben yalnız tatbikatın günahlarından hisseme düşeni yükleniyorum. Bu şekildeki bir kanunun başka nasıl tatbik edileceğini de vicdan sahiplerinin insafına bırakıyorum. Benim bildiğim, oyuncu attığı zarın icabını korkmadan oynamalıdır; aksi takdirde kaybetmeye mahkûmdur. Varlık Vergisi hilmüşefkatla tatbik edilemiyecek bir ucube idi. Biz tatbikatçılar piyeste yazılanı oynadık&#8230;”</em> </p>



<h4>Verginin Tahsilatı ve Yaptırımı </h4>



<p>12. Maddeyi de incelediğimizde durumun daha da vahim olduğunu görmekteyiz:</p>



<p><em>(1) Mükellefler vergilerini, talik tarihinden itibaren on beş gün içinde mal sandığına yatırmağa mecburdurlar.</em></p>



<p><em>(2) On beş günlük müddetin geçmesini beklemeden mahallin en büyük malmefhuru, lüzum gördüğü mükelleflerin menkul ve gayrimenkul mallariyle alacak, hak ve menfaatlerinin ihtiyaten haczine karar verebilir.</em></p>



<p><em>(3) On beş günlük müddet içinde yatırılmıyan vergilerin Tahsili Emval Kanununa tevfikan tahsiline tevessül edilmekle beraber vergi miktarına müddetin dolmasından itibaren birinci hafta için yüzde bir ve ikinci hafta için yüzde iki zammoluııur.</em></p>



<p><em>&nbsp;(4) Talik tarihinden itibaren bir ay zarfında borçlarını ödemiyen mükellefler borçlarını tamamen ödeyinceye kadar memleketin herhangi bir yerinde bedeni kabiliyetlerine göre askerî mahiyeti haiz olmıyan umumî hizmetlerde veya belediye hizmetlerinde çalıştırılırlar. Ancak üçüncü maddenin son fıkrasında yazılı olanlardan ikinci maddedeki mükellefiyete tabi bulunanlarla kadınların ve elli beş yaşını mütecaviz erkeklerin borçları hakkında Tahsili Emval Kanunu tatbik edilmekle beraber bunlar çalışma mükellefiyetine tabi tutulmıyabilirler. Bu fıkra hükmüne göre çalıştırılanlara verilecek ücretin yarısı borçlarına mahsup olunur.</em></p>



<p><em>(5) Çalışma mecburiyetinin tatbik tarzı Hükümetçe hazırlanacak bir talimatname ile tâyin olunur.</em></p>



<div class="wp-block-image"><figure class="alignleft size-large is-resized"><img loading="lazy" src="https://cumhuriyetcihukukcular.org/wp-content/uploads/2020/10/image-2.png" alt="" class="wp-image-1010" width="359" height="275" srcset="https://cumhuriyetcihukukcular.org/wp-content/uploads/2020/10/image-2.png 454w, https://cumhuriyetcihukukcular.org/wp-content/uploads/2020/10/image-2-300x230.png 300w" sizes="(max-width: 359px) 100vw, 359px" /></figure></div>



<p>Görüldüğü gibi burada vergi ödeme süresi olarak 15 gün verilmekle beraber, bu süre zarfında ödenmeyen vergiler sonraki ilk hafta için %1 ikinci hafta için ise %2 faiz işletilmektedir. 15 gün içinde ödenemeyen borçlar için icra işlemleri başlatılmakla beraber 1 ay içerisinde borcunu kapatamayan mükellefler için ise kalan borcunu ifa edebilmek adına bedeni çalışma yükümlülüğü getirmiştir. Borçtan kaynaklı olarak vatandaşların hürriyetlerinin elinden alınması ile beraber ödenmesinin o şartlarda imkânı olmayan vergi miktarları tahsil edilmeye çalışılmıştır. Verilecek ücretin yarısı ise zaten hiçbir şekilde borcu kapatmaya yetebilecek seviyede değildi. <a href="https://www.resmigazete.gov.tr/arsiv/5302.pdf" target="_blank" rel="noreferrer noopener">Çalışma mecburiyetinin uygulanışı ise hükümete bırakılmıştır.</a> Asıl kısım olan uygulamada ise nelerin yapıldığını diğer başlıkta inceleyeceğiz.</p>



<h3><strong>Varlık Vergisinin Uygulanışı</strong></h3>



<p>Bahsettiğimiz gibi Varlık Vergisinin temel gayesi vurguncu burjuvaziyi kırmak ve vergilendirmekti. Ancak bu amacın arkasına saklanan birtakım başka amaçlar da vardı. Bu amaç ise; piyasayı, ona hâkim olan azınlık unsurlardan kurtarmaktı. Piyasayı millileştirmek (Piyasayı Türkleştirme projesi) de diyebiliriz buna. Şükrü Saraçoğlu basına kapalı CHP grup toplantısı konuşmasında: “Bu kanun aynı zamanda bir devrim kanunudur. Bize ekonomik bağımsızlığımızı kazandıracak bir fırsat karşısındayız. Piyasamıza egemen olan yabancıları böylece ortadan kaldırarak, Türk piyasasını Türklerin eline vereceğiz” diyerek aslında Varlık Vergisi&#8217;nin salt halk çıkarı ve devlet ekonomisinin gözetilmediğini açıkça ortaya koymuştur. </p>



<p>Her ne kadar Varlık Vergisinin 2. Maddesinde vergi ile yükümlü kişiler maddeler halinde sayılsa da uygulamada çok farklı bir vergilendirme cetveli ile karşı karşıya kalınmıştır. Cetvelde Müslümanlar M, gayrimüslimler G, ecnebiler E ve dönmeler de D ile harflendirilmiştir. Söylediğimiz gibi kanunda vergilendirmenin ne şekilde yapılacağı açıklanmadığı için de takdir tamamen komisyonlardaydı. Bu da özellikle vergilendirmenin büyük oranda büyük şehirlerin tüccarlarından alınmasına sebep olmuştur. [Büyük şehirlerdeki tekelliğin kırılması demek Türkiye piyasasının üstünde gayrimüslim hâkimiyetini kırmak demekti. Bu yüzden de rüşvet olaylarının önüne geçmek ve hızlı bir denge değişimi sağlamak için süre kısa tutuldu. Belki de olay oldubittiye getirilmek istendi. Belki de devletçilik politikası etrafında oluşturulacak Türkiye burjuvazisi ileriki dönemlerde liberal ekonominin sacayaklarından birini oluşturmak (istihdam kaynağı) istemekteydiler.] Bu kişiler ise genelde gayrimüslim idi. (Müslümanlar pozitif ayrımcılığa tabii tutuluyordu, zaten vergi sorumluluğuna karşı gidilecek herhangi bir itiraz mercii mevcut değildi.) Bu dönemde oldukça fazla gayrimüslim ev ve işyerlerini satmak zorunda kaldı. İcra yoluyla da birçok yer haczedildi. Para akışı bu şekilde gayrimüslimlerin elinden alınarak, Müslümanlara verilmiş oldu. Anadolu tüccarı ve toprak ağası İstanbul’daki gayrimüslimin sermayesini alarak tasfiye etmeye çalıştı. &nbsp;Piyasa millileştirilmek istendi ancak bu şekilde de “hacıağa” kavramı türemeye başladı. Bir nevi burjuvazi sınıfı millileştirildi ama ülke tarihinde hala tartışılan bir kara leke olarak tozlu sayfalara karıştı.</p>



<div class="wp-block-image"><figure class="aligncenter size-large is-resized"><img loading="lazy" src="https://cumhuriyetcihukukcular.org/wp-content/uploads/2020/10/image-3.png" alt="" class="wp-image-1011" width="558" height="244" srcset="https://cumhuriyetcihukukcular.org/wp-content/uploads/2020/10/image-3.png 604w, https://cumhuriyetcihukukcular.org/wp-content/uploads/2020/10/image-3-300x131.png 300w" sizes="(max-width: 558px) 100vw, 558px" /></figure></div>



<h3>Sayılarla Varlık Vergisi</h3>



<div class="wp-block-image"><figure class="alignleft size-large"><img loading="lazy" width="388" height="419" src="https://cumhuriyetcihukukcular.org/wp-content/uploads/2020/10/image-4.png" alt="" class="wp-image-1012" srcset="https://cumhuriyetcihukukcular.org/wp-content/uploads/2020/10/image-4.png 388w, https://cumhuriyetcihukukcular.org/wp-content/uploads/2020/10/image-4-278x300.png 278w" sizes="(max-width: 388px) 100vw, 388px" /><figcaption>Tahsil edilemeyen vergi borçlarının G/M oranı</figcaption></figure></div>



<p class="has-drop-cap">İcra sonrasında ödenemeyen borçlara karşılık ise çalışma kamplarında (genellikle Erzurum-Aşkale, Eskişehir-Sivrihisar) zorunlu çalışmaya gönderiliyorlardı. Çalışma kamplarına gidenler geri dönemiyor algısı oluşmaya başladı ancak temel ihtiyaçları için kazandıkları paranın yarısı kendilerine veriliyordu. Toplamda 2057 kişi sevk için toplanmıştır ancak 657’si vergi borcunu ifa etmiştir ve kampa gönderilmemiştir. Bu 2057 kişinin 1869’u İstanbul’dandı. 27 Ocak -3 Temmuz 1943 yılları aralığında Erzurum Aşkale’ye çalıştırılmak üzere toplam sevk edilen 1400 kişinin ise 1229’u İstanbul’dandı. Resmi kayıtlara göre ise 21 kişi zorunlu çalıştırılma döneminde vefat etmiştir. 21’i de İstanbul’dandı.</p>



<div class="wp-block-image"><figure class="alignleft size-large"><img loading="lazy" width="334" height="350" src="https://cumhuriyetcihukukcular.org/wp-content/uploads/2020/10/image-5-1.png" alt="" class="wp-image-1028" srcset="https://cumhuriyetcihukukcular.org/wp-content/uploads/2020/10/image-5-1.png 334w, https://cumhuriyetcihukukcular.org/wp-content/uploads/2020/10/image-5-1-286x300.png 286w" sizes="(max-width: 334px) 100vw, 334px" /></figure></div>



<div class="wp-block-image"><figure class="alignleft size-large is-resized"><img loading="lazy" src="https://cumhuriyetcihukukcular.org/wp-content/uploads/2020/10/image-9.png" alt="" class="wp-image-1029" width="348" height="313"/></figure></div>



<p>Varlık Vergisi’nin o dönemde tahakkuk eden miktarı 465.384.820 TL olmakla beraber 314.920.940 TL tahsil edilmiştir. Bu sayı o döneme göre oldukça fazlaydı ve devletin bütçesinin çoğunu Varlık Vergisi gelirleri oluşturuyordu. Aynı zamanda varlık vergisinin en çok tahsil edildiği şehir %54’lük oranla İstanbul olmuştur.</p>



<div class="wp-block-group"><div class="wp-block-group__inner-container"></div></div>



<div class="wp-block-image"><figure class="aligncenter size-large is-resized"><img loading="lazy" src="https://cumhuriyetcihukukcular.org/wp-content/uploads/2020/10/image-7.png" alt="" class="wp-image-1015" width="514" height="234" srcset="https://cumhuriyetcihukukcular.org/wp-content/uploads/2020/10/image-7.png 418w, https://cumhuriyetcihukukcular.org/wp-content/uploads/2020/10/image-7-300x136.png 300w" sizes="(max-width: 514px) 100vw, 514px" /></figure></div>



<div class="wp-block-image"><figure class="aligncenter size-large is-resized"><img loading="lazy" src="https://cumhuriyetcihukukcular.org/wp-content/uploads/2020/10/image-8.png" alt="" class="wp-image-1016" width="519" height="287" srcset="https://cumhuriyetcihukukcular.org/wp-content/uploads/2020/10/image-8.png 432w, https://cumhuriyetcihukukcular.org/wp-content/uploads/2020/10/image-8-300x165.png 300w" sizes="(max-width: 519px) 100vw, 519px" /><figcaption>Vergi tahsil edilemeyen kişilerin şehirlere göre dağılımı</figcaption></figure></div>



<h3><strong>Varlık Vergisinin Kaldırılması</strong></h3>



<p>Ülke içindeki azınlık sermayesinin tasfiye edilmesi diğer ülkeleri de rahatsız etmiş ve bu vergiyi çok yoğun bir şekilde eleştirmişlerdir. 15 Mart 1944 tarihinde çıkarılan 4530 sayılı <a href="https://www.resmigazete.gov.tr/arsiv/5657.pdf" target="_blank" rel="noreferrer noopener">“Varlık Vergisi Bakayasının Terkinine Dair Kanun”</a> ile tahsil edilememiş varlık vergisi borçları silinmiş (112.612.167 TL) ve Varlık Vergisi uygulaması kalkmıştır. 16 aylık bu uygulama ülke içi dinamikleri değiştirmiş, uluslararası alanda prestijimizi düşürmüş ve ciddi oranda azınlık göçüne sebep olmuştur. Bu noktada özellikle yurtiçi siyasetinde Varlık Vergisi’nin etkisi büyük olmuştur. Demokrat Parti’nin o dönemde liberal ekonomi anlayışını destekleyici nitelikte olarak Varlık Vergisi’ne muhalif olması iktidara gelmesini de destekler niteliktedir. Ancak zamanla Varlık Vergisi gündemden düşmüş ve aktif siyasette malzeme olarak kullanılmamıştır. <a href="https://jasstudies.com/DergiTamDetay.aspx?ID=7382" target="_blank" rel="noreferrer noopener">Detaylı bilgi için bkz.</a></p>



<h4><strong>&nbsp;Y</strong>ıllar Sonra<strong>…</strong></h4>



<p>Yıllar sonra 2012 yılında Miraç Zeynep Özkartal ile dönemin Varlık Vergisi mağdurlarından Şabat Levi’nin röportajında bizzat yaşamış birisi olarak anlatıyor o dönemleri. Babasına 430 bin lira borç düştüklerini (şu anki para ile 35 milyon TL) babasının tüm uğraşlarına rağmen 420 bin TL’sini verdikten sonra kalan 10 bin TL’yi de dayısı senet imzalayıp vermiş. Bunca zaman neden sessiz kaldıklarını sorduklarında ise “Gene az yaptılar bunlara”, “Keşke İnönü onları kurtarmasaydı” diyenlerin çıkacağından çekindiği için belgeleri şimdiye kadar sakladığını dile getirmektedir. Devletin sizden özür dilemesini ister miydiniz diye sorduklarında ise: <em>“Hatta ettik” demelerini isterim tabii. Ama ne değişir? Ben affettim zaten. Bizi Hitler’den kurtardı İnönü, Varlık Vergisi’ni de affettim böylece. Eğer bizi Hitler’e verseydi sabun olacaktık. Parayla hayat ölçülmez. İnönü sayesinde hayatta kaldık. Bunu unutmadım.” </em>demiştir. <a href="http://www.milliyet.com.tr/pazar/varlik-vergisi-ni-affettim-cunku-inonu-bizi-hitler-den-kurtardi-1495171" target="_blank" rel="noreferrer noopener">Röportajın tamamı için bkz.</a></p>



<h3><strong>S</strong>onuç</h3>



<p class="has-drop-cap">Varlık Vergisi’nin amacı ülke içindeki yabancı sermaye piyasasının kuvvetini kırmaktı ve şu var ki genelde toplanan vergilerin İstanbul’dan olması piyasadaki gayrimüslim gücünü oldukça açık bir şekilde gösteriyordu. Ancak görünen o ki bu yapılırken hem Cumhuriyetin esas ilkelerinden olan eşitlik ilkesi ayaklar altına alınmış hem de hukuk bu uğurda darmaduman edilmiştir. </p>



<p>Ekonomik ihtiyaçların o anda bunu gerektirdiği düşünülebilir ancak uzun vadeli düşündüğümüzde yabancı yatırımcıların gözünden düşmekle beraber (hukuki güvenlik probleminden ötürü) ülkenin ayağa kalkması için Mustafa Kemal Paşa’nın uygulamış olduğu “yurtta sulh cihanda sulh” ilkesine aldırış etmeden, Mustafa Kemal Paşa’nın Türk tanımına (Türkiye Cumhuriyetini kuran Türkiye halkına Türk milleti denir.) da aykırı davranışlar sergileyerek etnik köken ve din ayrımına göre gayrimüslimler sömürülmüştür. Bu hem insan haklarına hem eşitlik ilkesine hem de vergi hukukunun kanunilik ilkesine topyekûn aykırı olmakla birlikte ülke içinde etnik köken düşmanlığına da zemin hazırlanmıştır. (bkz.6-7 Eylül Olayları) Yine bu dönemde gazetelerin de etnik köken düşmanlığı yaparak yurttaşların psikolojisini Varlık Vergisi’ne hazırladıklarını söylemek gerekir. Unutmayalım ki hukukun temel ilke ve kaideleri göz önünde bulundurulmadan yapılan reformlar uzun vadede daima ülkeye zarar verecektir. Hukuk güvenliğinin kalmadığı bir ülkede, o ülkenin kendi vatandaşı dahi huzur ve sükûnet içinde yaşayamaz. Hukukun hiçbir zaman politika uğruna çiğnenmediği günler görmek dileğiyle, adalet ile kalın…</p>



<h2 class="has-medium-font-size"><strong>KAYNAKÇA</strong></h2>



<p>Mehmet Korkud Aydın, &nbsp;<em>&#8220;DÖNEMİN BASININA GÖRE VARLIK VERGİSİ UYGULAMASI&#8221;,</em> Fırat Üniversitesi Sosyal Bilimler Dergisi,2018, C.28,S.1, s.289-311</p>



<p><a href="https://www.dunyabulteni.net/zaman-mekn/varlik-vergisi-ve-milli-koruma-kanunu-h149044.html">https://www.dunyabulteni.net/zaman-mekn/varlik-vergisi-ve-milli-koruma-kanunu-h149044.html</a> (ET: 02.12.2019)</p>



<p>Ahmet Kızılkaya, <em>&#8220;EKONOMİK VE SİYASAL BOYUTLARIYLA VARLIK VERGİSİ&#8221;,</em> Hak İş Uluslararası Emek ve Toplum Dergisi, 2016, C.5,S.12, s. 85-95</p>



<p><a href="https://www.wikizeroo.org/index.php?q=aHR0cHM6Ly90ci53aWtpcGVkaWEub3JnL3dpa2kvVmFybMSxa19WZXJnaXNp">https://www.wikizeroo.org/index.php?q=aHR0cHM6Ly90ci53aWtpcGVkaWEub3JnL3dpa2kvVmFybMSxa19WZXJnaXNp</a> (ET:02.12.2019)</p>



<p>Faik Ökte, Varlık Vergisi Faciası,&nbsp; Nebioğlu Yayınevi, İstanbul, 1951</p>



<p>Y. Kadri Karaosmanoğlu, Politikada 45 yıl, İletişim Yayınları, Ankara,1968, s. 184</p>



<p>A. Başer Kafaoğlu, Varlık Vergisi Gerçeği, s.28</p>



<p>Faik Ahmet Barutçu, Siyasi Anılar 1939-1954, Milliyet Yayınları, s.263</p>



<p>Özkartal, Zeynep Miraç, “Varlık Vergisi’ni affettim çünkü İnönü bizi Hitlerden kurtardı.”, 29.01.2012, <a href="http://www.milliyet.com.tr/pazar/varlik-vergisi-ni-affettim-cunku-inonu-bizi-hitler-den-kurtardi-1495171">http://www.milliyet.com.tr/pazar/varlik-vergisi-ni-affettim-cunku-inonu-bizi-hitler-den-kurtardi-1495171</a> (ET: 02.12.2019)</p>
<p><a rel="nofollow" href="https://cumhuriyetcihukukcular.org/varlik-vergisine-dair/">Varlık Vergisi&#8217;ne Dair</a> yazısı ilk önce <a rel="nofollow" href="https://cumhuriyetcihukukcular.org">Cumhuriyetçi Hukukçular Kulübü</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://cumhuriyetcihukukcular.org/varlik-vergisine-dair/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
